Aidatlar arttığında ilk refleksimiz öfkelenmek oluyor.
"Bu kadar da olmaz", "Bu para nereye gidiyor?", "Yönetim keyfine göre zam yapıyor" cümleleri hemen havada uçuşuyor. Çünkü hepimiz aynı yerden bakıyoruz: Cebimizden çıkan para.
Bu itiraz haksız değil.
Kimse emeğinin karşılığını kolay kazanmıyor, kimse parasının boşa gitmesini istemiyor. Aidat ödüyorsak, bunun hesabını sormak en doğal hakkımız.
Ama tam bu noktada durup şu soruyu sormak gerekiyor:
Gerçekten neye itiraz ediyoruz, neyi biliyoruz?
Bir site sakini için aidat, ay sonunda ödenen bir rakamdır.
Bir site yönetimi için ise aidat, ay boyunca döndürülmesi gereken koskoca bir sistemdir.
Çoğu sitede toplanan aidatın yaklaşık yüzde 80–85'i sabit giderlere gider.
Bu giderler;
Güvenlik personeli
Temizlik görevlileri
Teknik ekip
Bahçıvan, bakım-onarım personeli
SGK primleri
Zorunlu yemek ve yan giderler
Bu kalemler ertelenemez, kısılmaz, bekletilemez. Aidat düşse de, daire boşalsa da, bu giderler her ay aynen ödenir.
Geriye kalan sınırlı bütçe ise;
Elektrik
Su
Mazot
Temizlik malzemeleri
Asansör, kamera, bariyer sistemleri
Havuz ve altyapı bakımları
için kullanılır. Ay sonunda kasada kalan para, çoğu zaman acil bir arızayı bile zor karşılayacak düzeydedir.
Bu tablo bilinmeden yapılan her tartışma, ister istemez sertleşir.
Devletin açıkladığı enflasyon oranları bir referanstır.
Ancak sitelerin birebir maruz kaldığı gider kalemleri, bu oranların çok üzerinde artmaktadır.
Temizlik malzemeleri
Elektrik
Su
Mazot
Teknik bakım ve yedek parçalar
Bunların hiçbiri "resmî oran" kadar artmıyor. Sahadaki gerçek, sitelerin bütçesini doğrudan zorluyor.
Bu fark görülmeden yapılan her değerlendirme eksik kalıyor.
Belki de en büyük yanılgı burada başlıyor.
Asansör bozulmuyorsa fark edilmiyor
Elektrik kesilmiyorsa konuşulmuyor
Kamera çalışıyorsa kimse sormuyor
Güvenlik bir olay yaşanmadan işini yapıyorsa "zaten duruyor" deniyor
Ama bir gün aksadığında ilk cümle şu oluyor:
"Bu parayı niye ödüyoruz?"
Oysa sorunsuzluk, hizmetin yokluğu değil; hizmetin doğru yapıldığının göstergesidir.
Bugün üç kişilik bir ailenin dışarıda yemek yemesi, tek bir akşamda ciddi bir rakama ulaşıyor.
Aylık sigara gideri, birçok hanede aidata gelen zamdan daha yüksek.
Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor:
Bir ay boyunca;
Günlük temizlik yapılan
Çöpü alınan
Güvenliği sağlanan
Bahçesi bakılan
Aydınlatması yanan
Kamerası çalışan
bir yaşam alanının bedeli gerçekten neyle kıyaslanmalı?
Bu soru zamları meşrulaştırmaz ama tartışmayı daha adil hale getirir.
Aidat artışları iki sebeple olur:
Keyif veya mecburiyet.
Okuyucunun yapması gereken şey bu ikisini ayırmaktır.
Eğer yönetim:
Giderleri kalem kalem açıklıyorsa
Personel ve SGK yükünü belgeleyebiliyorsa
Borç ve altyapı harcamalarını şeffaf biçimde paylaşıyorsa
Bu mecburiyettir.
Eğer:
"Bize güvenin" demekle yetiniyorsa
Rakamları paylaşmıyorsa
Hesap vermekten kaçıyorsa
Bu durum sorgulanmalıdır.

Hesap sormak haktır. Ama doğru sorularla.
Personel sayımız kaç?
Toplam maaş ve SGK giderimiz nedir?
Elektrik, su, mazot aylık ne tutuyor?
Bu yıl hangi bakım ve yenilemeler yapılacak?
Kasa fazlası ya da açığı var mı?
Bu sorular kavga çıkarmaz, çözüm üretir.
Site yöneticileri de o sitede yaşıyor.
Temsilciler de aynı aidatı ödüyor.
Çocukları aynı bahçede oynuyor.
Bu bilgi kimseyi aklamaz ama şu algıyı kırar:
"Onlar başka, biz başka".
Bu yazı;
"Aidatlar artsın" demiyor
"Yönetimler masumdur" demiyor
"Sakinler haksız" demiyor
Sadece şunu söylüyor:
İtiraz edin, ama bilerek edin.
Hesap sorun, ama tabloyu görerek sorun.
Öfkeyle değil, bilgiyle konuşun.
Çünkü aynı sitelerde yaşıyoruz.
Aynı kapılardan girip çıkıyor, aynı güvenliğe emanet oluyoruz.
Bu mesele kavga ile değil, anlayarak çözülebilecek bir meseledir.
