Bir zamanlar "sabır" diye bildiğimiz kavram, bugün yerini "tahammülsüzlüğe" bırakmış gibi.
Trafikte en küçük bir hatada kavgaya tutuşan sürücüler, hastanede doktora saldıran hasta yakınları, okulda öğretmeni darp eden veliler, sosyal medyada saniyeler içinde linç başlatan kalabalıklar…
Bu tablo bize sadece güvenlik ya da disiplin sorunu mu anlatıyor, yoksa çok daha derin bir toplumsal ruh sağlığı krizine mi işaret ediyor?
Son yıllarda şiddet olaylarının sıradanlaşması, toplumun sinir uçlarının ne kadar hassaslaştığını gösteriyor. Trafikteki bir selektör, marketteki bir sıra tartışması, hastanedeki birkaç dakikalık gecikme…
Her biri, insanları bir anda patlama noktasına getirebiliyor.
Bu öfke ani değil. Birikiyor. İçte büyüyor. Bastırılıyor. Sonra en zayıf anda dışarı fırlıyor.
Hayat pahalılığı, geçim kaygısı, borç stresi, gelecek endişesi…
İnsanlar sadece cebini değil, ruhunu da korumaya çalışıyor.
Uzun süredir ekonomik baskı altında yaşayan toplumlarda şu üç belirti hızla yayılır:
Tahammülsüzlük
Umutsuzluk
Agresyon
Türkiye, bu üçlü sarmalın tam merkezinde bulunuyor.
Eskiden insanlar öfkelerini içlerine atardı.
Bugün ise sosyal medya, bu bastırılmış öfkenin en hızlı boşalma alanı haline geldi.
Bir cümle, bir fotoğraf, bir video…
Dakikalar içinde binlerce kişinin saldırısına uğrayabiliyor.
Bu linç kültürü, sadece bireyleri değil, toplumun merhamet refleksini de aşındırıyor.
Toplumların ruh sağlığını ayakta tutan üç temel direk vardır:
Aile
Eğitim
Manevi değerler
Bu üç alandaki kırılmalar, insanı savunmasız bırakır.
Bugün aile içi bağlar zayıflıyor, eğitim sistemi çocuklara sadece bilgi yüklüyor ama duygusal dayanıklılık kazandıramıyor, manevi değerler ise hızla geri plana itiliyor.
Sonuç: Yalnız, kırılgan, öfkeli bireyler.
Yaşananlar yalnızca polis tedbirleriyle, cezalarla çözülecek türden değil.
Bu, doğrudan toplumsal psikolojiyle ilgili bir mesele.
Çünkü insanı sakinleştiren sadece yasa değildir;
Anlam duygusu, umut, aidiyet ve vicdan da gerekir.
Bu toplumsal öfkeyi azaltmak için:
Ekonomik adalet güçlendirilmeli
Aile kurumuna yönelik koruyucu politikalar artırılmalı
Eğitim sistemi, akademik başarı kadar duygusal eğitimi de merkeze almalı
Manevi ve ahlaki değerler yeniden kamusal hayatta görünür hale gelmeli
Aksi halde bu sessiz psikolojik çöküş, yarının çok daha sert toplumsal kırılmalarını beraberinde getirebilir.
Toplum sinirli değil; yorgun, kırgın ve umutsuz…
Ve bu üç hal birleştiğinde, ortaya öfke çıkıyor.Sizce toplum neden bu kadar öfkeli? Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşın.