Tarih: 07.01.2026 19:22

Toplum Neden Sertleşiyor? Sessiz Öfkenin Psikolojisi

Facebook Twitter Linked-in

Toplum Neden Sertleşiyor? Sessiz Öfkenin Psikolojisi

Ercan Kutlu yazdı | Analiz

Bir sabah uyanıyoruz ve fark ediyoruz:
İnsanlar daha tahammülsüz, daha keskin, daha gergin…
Sesler yükselmiyor belki ama bakışlar sertleşmiş durumda. Asıl tehlike de burada başlıyor: sessiz öfke.

Bu öfke bağırmıyor.
Slogan atmıyor.
Ama içten içe birikiyor.

Günlük hayatta küçük bir tartışmanın hızla büyümesi, trafikte en ufak bir hatanın krize dönüşmesi, sosyal medyada birkaç kelimenin linç sebebi olması tesadüf değil. Toplum, uzun süredir farkında olmadan bir psikolojik sıkışma yaşıyor.

Yorgunluk Birikiyor, Tepki Sertleşiyor

İnsan zihni belirsizliğe uzun süre dayanamaz.
Geçim derdi, gelecek kaygısı, sürekli değişen gündemler ve bitmeyen bildirimler… Bunların her biri tek başına tolere edilebilir olabilir. Ancak hepsi üst üste geldiğinde ortaya çıkan şey, toplumsal yorgunluktur.

Bu yorgunluk zamanla şuna dönüşür:
"Kimse beni anlamıyor."
"Kimse beni duymuyor."
"Ben bu yükü neden taşıyorum?"

İşte sessiz öfke tam da burada doğar.

Dijital Gürültü, Ruhsal Sessizlik

İnsanlar hiç bu kadar birbirine yakın görünmemişti; ama hiç bu kadar da yalnız olmamıştı. Sosyal medya sürekli konuşuyor, fakat kimse gerçekten dinlenmiyor. Herkes anlatıyor ama kimse anlaşılmıyor.

Bu durum, bireyin kendini değersiz hissetmesine yol açıyor. Değer görmeyen insan sertleşiyor. Çünkü sertlik, çoğu zaman bir savunma refleksidir.

Sertlik Kötülük Değil, Çaresizliktir

Toplumda artan sertliği yalnızca "ahlaki bozulma" ile açıklamak kolaycılık olur. Asıl mesele, insanların kendilerini güvende hissetmemesi. Güven kaybolduğunda nezaket de geri çekilir.

İnsan, kendini emniyette hissettiği yerde yumuşar.
Tehdit algısı arttığında ise kabuk bağlar.

Bugün sokakta, iş yerinde, hatta aile içinde gördüğümüz sertliğin önemli bir kısmı kötülükten değil; çaresizlikten besleniyor.

Bu sertleşmenin arka planında yalnızca ekonomik ya da bireysel nedenler yok.
Görsel medya ve dijital içeriklerin gençlik ve aile üzerindeki etkisi de bu psikolojik tabloyu derinleştiriyor.
Bu mesele, daha önce kaleme aldığımız "Diziler, Gençlik ve Aile: Sessiz Bir Tehdit mi?" başlıklı analizde, devlet aklı ve toplumsal sorumluluk perspektifiyle ele alınmıştı.

Çıkış Yolu: Sözde Değil, Dilde Yumuşama

Bu tabloyu tersine çevirmek için büyük nutuklara gerek yok.
Toplumun ihtiyacı olan şey, yeniden insanî bir dildir.

Dinleyen bir dil

Yargılamayan bir dil

Küçümsemeyen bir dil

Sertleşen topluma sertlik eklemek çözüm üretmez. Aksine, sessiz öfkeyi daha da derinleştirir. Asıl güç, gerilimi düşüren sağduyuda ve baba hassasiyetinde saklıdır.

Toplum yumuşadığında değil; anlaşıldığında toparlanır.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —