EĞİTİMİN KIBLESİNİ BATILDAN BATIDAN ÇEVİRMEK MECBURİYETİ!

Prof.Dr. Osman Çakmak Maarif Platformu Başkanı ve Türkiye Âile Meclisi Başkan Yardımcısı: Eğitimin kiblesini Bâtıldan batıdan çevirmeli ve darbe dayatması müfredatı ıslah etmeliyiz.

Haberi Sesli Oku
GÜNDEM 21.12.2023 17:13:00 0
EĞİTİMİN KIBLESİNİ BATILDAN BATIDAN ÇEVİRMEK MECBURİYETİ!

Milli Eğitim Bakanı  sayın Yusuf Tekin, İbni Haldun Üniversitesi 2023 - 2024 Akademik Yılı Açılış Töreni’ndeki  sözleri ile Milli Eğitimde yeni bir çağın başlangıcında olduğumuzun müjdesini vermektedir: 

"Milli bir maarif bilinciyle kendi eğitim modelimizi üretmenin vakti geldi.” Bakan Tekin, "Bizim modelimiz hem insani var oluşumuzun evrensel doğasına uygun, hem de ait olduğumuz geleneğin ve medeniyetin temel karakteristiğini taşıyan milli bir içerikle şekillenecektir." 

Siz  ne düşünürsünüz bilmem ama, bana göre  bu söz,  maarif dünyamızda gerçek çözüm yoluna işaret ediyor ve Milli Eğitim tarihinde en önemli bir çıkışın ifadesi olmaktadır.   

Nedenini açıklayacağım.

Eğitim sistemimizin kuruluş yıllarından beri devam eden çok büyük ve önemli temel sorun şu: 

Her şeyden önce eğitim sistemimizi millet olarak biz tasarlayıp kurmadık. Bize rağmen, bizim milletimiz için, bizim ülkemizde kurulmuş olan bu eğitim sisteminin, hem dünya görüşü, hem eğitim, insan ve bilim felsefeleri ile bizim tarih, kültür ve değerlerimizle çelişiyor. Hatta milletimizin değerleriyle ortak yönü bulunmuyor.  

Ülkemizde son bir asırdır, hatta bir buçuk asra yakındır, her şeyiyle Batıya ait olan bir eğitim sistemi hâkim oldu. Bu eğitim sisteminin dünya görüşü, eğitim, insan ve bilim felsefeleri ile; vizyonu, müfredatı ve ders muhtevaları ve yöntemleri ile bizim bütün değerlerimizi dışlayan bir anlayışla kurulmuş bir sistemdi. Batılıların anlayışına göre kurulmuş bir yapıydı. Halen de aynı anlayış, yaklaşım ve yöntemlerle devam ediyor.  

Dolayısıyla işte bu temel sorun, bugün eğitim sistemimizin en temel ve acil sorunudur. Bugün milletimiz için asıl beka sorunudur aslında. 

Bu sorunlar ortada iken, bunları görmezden gelip, bu eğitim sistemini geliştirme/güçlendirme çalışmaları yapmak, daha çok destek vermek, sadece ve sadece bize rağmen, bizi değiştirmek, bozmak ve başkalaştırmak için kurulmuş olan bu sistemin daha da güçlenmesine, insanlarımızın inancı, tarihi, kültürü ve milletinden kopuk, gayr-i milli olarak yetişmesine yol açmaktadır. Geçen yıllar bu şekilde heba oldu. Bu temel sorun görülmediğinden şimdiye kadar yapılanlar, bizi değiştirmek, bozmak ve başkalaştırmak isteyenlerin işine yaradı. 

Milli Eğitim sistemi kadar şekilsel yapbozlardan nasibini alan ve bakan ve bürokrat harcayan başka bir başka kurum var mı? Bakan kurumu öğrenip yeni bir şeyler yapmaya yeltendiğinde görevden alındı. Milli Eğitimi arkadan yöneten mekanizmayı kimse fark etmedi.  

 MEB’de müsteşarlığı sırasında Yusuf Tekin’in şu sözleri ile hatırlıyoruz: 

“Türkiye’de eğitim sistemi Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren hiç değişmedi.” 

Prof. Dr. Yusuf Tekin, ÖNDER İmam Hatipler Derneği tarafından düzenlenen İmam Hatipliler Kurultayı’nda şunları söylemişti:  

“Türkiye’de eğitim sistemi, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren hiç değişmemiştir. Bunu çok iddialı olarak söylüyorum. Sadece eğitimde bu ana felsefeye ulaşmak için kullanılan araçlar üzerinde minimal değişiklikler yapılmış. Asıl ulaşılmak istenen sonuca, sistemi götürecek yolda ufak tefek değişiklikler yapılmıştır ve bu değişikliklerin hiçbiri eğitim sistemi değişikliği değildir; eğitim sistemi değişikliği olarak algılanamaz. Bugünlerde gene tartışıyoruz. Eğitim sistemi bir daha değişiyor. Ne değişecek, ben anlamıyorum. 8. sınıf ve 9. sınıf, 12 yıllık zorunlu eğitimin parçası. 7’den 8’e geçtiği gibi 8’den de 9’a geçecek çocuklar. Burada yapacağınız bir değişiklik, eğitim sisteminde bir değişiklik anlamına asla gelmez. TEOG teknik bir konu, basit bir konu.”

Bu söz esasen Bakan Tekin’in eğitimin asli sorununun, kök problemin farkında olduğunu gösteriyor ve    çözümü tıkayan merkeziyetçi ve tekelci yapının kaldırılacağına dair ümitleri artırmaktadır.

Yerli ve Milli Model Önündeki Yasal Engeller

Yusuf Tekin Hoca’nın belirttiği tekelci yapının, yani Tevhidi Tedrisatın yasal dayanakları var.  Türkiye’de eğitimde değişim teşebbüslerinin başarısız olmasının en önemli nedeni budur. Eğitimle ilgili önemli yasaların neredeyse tamamı olağanüstü dönemlerde çıkarılmıştır. Mesela, 1960 ihtilalinden sonra 1961 yılında İlköğretim ve Eğitim Kanunu, 1971 muhtırasından sonra 1973 yılında Milli Eğitim Temel Kanunu, 1980 ihtilalinden sonra 1981 yılında Yükseköğretim Kanunu çıkarıldı.  

Eğitimde özgürlüğü kısıtlayan yasalara bakalım isterseniz. Anayasa’nın 174. maddesi ile koruma altına alınan 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu orada duruyor. Din eğitimini bile imkânsız hale getiren Anayasa’nın 24. Maddesi de orada yerinde duruyor.  

Eğitimde çeşitliliği, sivilliği ve özgürlüğü imkânsız hale getiren Anayasa’nın 42. maddesi ve tüm bunlarla büyük bir uyum içinde hazırlandığı aşikâr olan 1739 Sayılı Mili Eğitim Temel Kanunu var. Bunlar yerli yerinde dururken Milli Eğitimden değişim beklemek hayal oluyor.  

Tekrar edelim; Anayasa’nın 174. Maddesi ile koruma altına alınan 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu, din eğitimini ikinci bir hali, farklı bir eğitim türünün imkânsız hale getiren Anayasa’nın 24. Maddesi, eğitimde çeşitliliği-sivilliği ve özgürlüğü imkânsız hale getiren Anayasa’nın 42. Maddesi ve tüm bunlarla büyük bir uyum içinde hazırlandığı aşikâr olan 1739 Sayılı Mili Eğitim Temel Kanunu… 

 İşte bu kanun maddeleri, mevcut eğitim uygulamalarının özgürlüğü kısıtlayan tekelci yapının  yasal dayanakları olarak karşımıza çıkıyor. 

Milli Eğitimdeki Son Düzenlemeler  

Bakan Yusuf Tekin’in göreve gelmesi ile  yeni düzenlemelere başlandı. Onlardan bazıları aşağıda yer alıyor. 

Liselerde sınıf tekrarı, devamsızlık, açık öğretime geçiş ve okullarda cep telefonu kullanımına ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır. Keza ilkokullarda sınavların kaldırılması da önemli bir adım görünüyor. İlkokul öğrencilerine gelişim düzeyleri, etkinliklere katılım gözlem formları, oyun temelli değerlendirmeler ve verilen görevleri yerine getirme performansına göre karne notu verilecek olması beklenen adımlar oldu.

Arkasından bugünlerde bir düzenleme haberi daha aldık: Habere göre; “Okul bazlı performans değerlendirme sistemine geçilerek düşük seviyede gelişim gösteren okulların okul gelişim düşüklüğünün nedeni analiz edilecek. Her öğrencinin akademik ve sosyal faaliyetlere ilişkin kaydının tutulduğu ve öğrenme sürecinin kademeler arasında izlenmesini sağlayan e-Öğrenci dosyası oluşturulacak.”

Milli Eğitim Karar Alıyor,  “Paralel Müfredat”  Önlüyor

Ankara’da yapılan bu değişiklikler sahaya/okullara  ne kadar yansıyor?   Daha açık bir ifade ile okullar MEB’in kararlarını uyguluyor mu?

Öyle bir şey olur mu dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ancak maalesef Ankara’da alınan kararlar büyük ölçüde sahaya yansımıyor. 

Sebebini anlatacağım.

Bakanlığın son tedbirlerinın okullarda yankısına ve etkisine dair yakın çevremden  başlayarak küçük bir araştırma yaptım. Sizler de bu basit araştırmayı yapabilirsiniz.  

Öğretmenlerden aldığımız bilgileri şöyle özetleyeyim: Okullara Milli Eğitimin müfredatı değil, merkezi sınavların oluşturduğu ikinci bir “müfredat” hükmediyor. Buna “paralel müfredat” diyeceğiz. Bu yüzden MEB’in kendi müfredatı devre dışı kalıyor ve büyük ölçüde çalışmıyor. Çünkü mahalli yetkilileri ve aileler “paralel müfredatı” destekliyor. Okul idaresi bu baskıya dayanamıyor. Çünkü paralel müfredat ne öğretildiği değil, üniversiteye (ortaokullarda LGS’de) ne kadar öğrenci kazandırıldığı üzerine kurulmuş bir yapı. O yüzden normal müfredat, MEB’in programı, göz ardı ediliyor. Akıllı tahta var ama “akıllı kitapla” ders tekrarı ve test çözümünde kullanılıyor. Kitap ve yayınevi sahipleri, dershane ve özel öğretim kurs yetkilileri de bu müfredatın devamı için her türlü “çabayı” gösteriyorlar. Çünkü paralel müfredat müthiş bir rant ağı ve menfaat oluşturuyor.

Üniversiteye giriş sınavının konu ve kriterlerini MEB değil ÖSYM belirliyor. Bir iki başlılık var. Her ne kadar ortaokul ve liselerde müfredatı Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) belirlese de uygulama ve fiiliyatta öyle değil. Liseler için asıl müfredatı belirleyen kurum YÖK bünyesindeki Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi olmaktadır (ÖSYM).

 Bu gerçeğin yıllardır yetkililerce fark edilememiş olması veya dikkate alınmaması pahalıya mal oldu. Geriye dönüp geçmişte başlatılan yeni müfredat, çoklu zeka, toplam kalite gibi projelerin yanında akıllı tahta, laptop ve bedava ders kitabı projelerinin amacına niçin ulaşmadığını sorguladığımızda karşımıza hep merkezi sınavlar  yani paralel müfredat çıkmaktadır. 

Paralel Müfredatın Varlığı Niçin Anlaşılmıyor?

İkinci müfredatın varlığı bu kadar aleni ve açık olduğu halde niçin fark edilmiyor?  Çünkü şartlar, Milli eğitimin müfredatını değil merkezi sınavların oluşturduğu paralel müfredatı destekliyor.   Oyuncunun hareketini oyunun kuralları belirliyor.  Kağıt üstünde lise ve ortaokullar için başka (doğru) hedef ve misyon yazılsa da okulların tek hedefi var: Merkezi sınavlara hazırlamak. Bu misyon, ortaokullarda liselere giriş sınavı (LGS), liselerde ise üniversiteye giriş sınavlarıdır.  Öğrenci ve aile nezdinde okullar merkezi sınavlarda ne kadar başarılı ise o okul o kadar gözde ve iyi oluyor.   Milli Eğitim müdürleri ve vali/kaymakam da okulları ne kadar iyi eğitim yaptığı ile değil sınavda ne kadar öğrenci kazandırdığı ile değerlendiriyor. Mahalli idarecilerin baskısı ve  veli/öğrenci baskısına ilave edilince okul idaresinin yapacağı bir şey kalmıyor.

Bu durumda okullar mecburen kurs türü eğitime geçiyorlar. İşini nitelikli yapmak isteyen öğretmen dışlanıyor ve baskı altında kalıyor. O yüzden okullar, devletin öğrenciye verdiği kitabın ve MEB’in müfredatını bir tarafa bırakıp “dershanecilik”, şimdiki adı ile özel öğretim kursçuluğu yapmaya başlıyorlar. Bu durumdan veli de, öğrenci de çok memnun görünüyor. Çünkü dershaneye gitme gibi ikinci bir masraftan kurtuluyorlar.

Durum böyle olunca ilk, orta ve lise okullarında çoğu öğretmen mecburen birbiri ile yarış içine giriyor. Çünkü paralel müfredat, öğretmeni öğrenciye neler kazandırdığına, hangi değerleri kattığına göre  değil, ne kadar öğrenciyi sınavlarda talep edilen yüzeysel malumatı tekrar edebildiğiyle başarılı sayıyor. Üniversite sınav sonuçları ilan edilince okullarda çarşaf çarşaf ilanlar asılıyor. Bu ilanlarla üniversiteleri kazanan öğrencilerin listesi sunularak okullar kendilerinin reklamını yapıyorlar.

Vali/kaymakam, il/ilçe milli eğitim yetkilileri, veli ve öğrenci baskısı karşısında, ne okul idaresinin ne de öğretmenin karşı durma şansı yok. O yüzden Ankara’nın istekleri (MEB müfredatı) uygulanmıyor. MEB istediği kadar Ankara’da karar alıp dursun. Okullar bildiğini okuyor. Milli Eğitim Bakanlığı kendi müfredatını uygulamada aciz kalıyor. Daha doğrusu oyun, kurallarına göre işliyor. Çünkü ortaokul eğitiminin tek misyonu “seçkin” liseleri kazandırmak, Lise eğitiminin ise tek hedefi var: Daha çok öğrenciye üniversite kazandırmak.

Konu iyice anlaşılsın diye tekrar edeyim. Ortaokullar LGS’ye, liseler ise YKS’ye odaklanmış vaziyette. Veliler, milli eğitim müdürlüğü, valiler, kaymakamlar okul idarecilerine hesaba çekiyor. Ne kadar öğrenciye sınav kazandırdınız diye okullara  baskı yapılıyor. Okul idaresi de öğretmen üzerinde baskı kuruyor. Bu baskı karşısında öğretmenlerin, “MEB’in kitaplarını kullanacağım ve ben doğru, usulüne uygun eğitim yapacağım” deme şansı kalmıyor.

İkinci Müfredattan (Parelel Müfredat) Çıkış Yolu

Aslında bu yazıyı kaleme alırken maksadım eğitimin merkezi sınavların ağırlığı altında ezildiğini anlatmak ve MEB’in kararlarının nasıl etkisiz hale getirildiği konusunu dile getirmek değildi.

Yazının başında da belirttiğim gibi Bakanın, “kendi eğitim modelimizi kurmalıyız”, demesi üzerine dikkatleri milli mektep projemizin esaslarına çevirmek idi. Yani her türlü ikinci- paralel-gizli müfredat ve programlardan yegane  kurtuluş yolunun kendi eğitim modelimizi kurmakla mümkün olacağını anlatmaktı.

Yerli eğitim müfredatını kurmak,   kendi yerli arabamızı, kendi telefonumuzu kendi ilacımızı, kendi savunma sanayimizi hayata geçirmek kadar önemli, hatta ondan çok daha önce ve acil bir öncelik olduğunu biliyoruz. 

20. yüzyılı Türkiye’sini uygulanan müfredatla demokratik ve pedagojik olmayan, baskıcı ve ideolojik bir dönem olarak heba ettik. Gençliğimizi ve geleceğimizi kaybetmemek için acil bir görev var: İnsanımızın değerlerinden ve kültüründen beslenen bir anlayışla müfredatı yeniden ele almak.

Çünkü tüm ders ve süreçlerde; müfredat denilen öğretilecekler listesinin hazırlanmasında insanımızın değerleri yok. Her şey halka rağmen yapılmaktadır. Öğretmen gibi, velinin de öğrencinin de seçme hakkı bulunmuyor. Özel eğitim kurumları için bile bu inisiyatif yok. İnsanımızın değer ve inançlarının; düşünce, sanat ve hayat tasavvuru ekseninin çok çok uzağında kalan bir eğitim sistemini öğrenci de öğretmen de benimsemiyor.  İnsanımız bir medeniyet fikri, ruhu ve iddiası kazandıracak nitelikli bir eğitimin hasreti içinde.

Gazze  Direnişi Maskeleri  Düşürdü

Çağın değerleri denen demokrasi, özgürlük, yaşama hakkı, mülkiyet gibi insani değerlerin sahte bir makyajdan ibaret olduğu ve Batının iki yüzlülüğü  Gazze’deki insanlık dışı katliamla  daha iyi görüldü.    Batının insani değerlere dair tezi ve maskesi  iyice yırtılmaktadır. 

Asıl amaçlarının çoluk çocuk kadın hastane okul ibadethane demeden toplu katliam yapmak dolayısıyla da halkı yerinden etmek olduğu ortaya çıkınca   sadece İsraillilerin değil onun arkasındaki  Batılıların  da  insani değerleri savunucu olduğu maskesi sıyrıldı.   Masum çocuk ve kadınların  Gazze’de hunharca  katledilmesi haberleri  sosyal medyadan  gizlenemedi. Haması terörize etme çabaları da tutmadı.   Dünya Gazzenin terör savaşı değil,  kurtuluş harbi veren bir   kuvayi milliye hareketi olduğunu  fark etti. 

Son iki asırda Batı ekonomik ve teknolojik üstünlüğünü aslında vahşet ve sömürülerine borçlu  olduklarını gizliyorlardı. Başarılarını çok akıllı ve zeki olmalarından ya da çalışkanlıklarından değil, zalim ve gaddar bir sömürge siyaseti ile hareket ettiklerinden alıyorlardı. 

Bu gerçek şimdi daha iyi anlaşıldı. Kendilerini medeni ve insani değerlerin temsilcisi olarak lanse edenler,  kirli yüzlerini örtemediler.   İki yüzlülükleri geniş halk kitlelerince görüldü.

 

Gazze direnişi tüm dünyada bir zihinsel dönüşüme sebep oluyor. Bu dönüşüm eşiğinde Türkiye    rolünü geç kalmadan  idrak edip  harekete geçmesi gerekir. Türkiye’den beklenen  hareket    Batının prangalarından  bir an  önce kurtulması ve  tarihten gelen mirasına sahip çıkmasıdır.   

Batı medeniyetinin cilalı ve boyalı yüzünün öne çıkarılması  taklitçi yapıdan çıkarak kendi yolumuzu bulmayı engelliyordu. Küresel güç,  “Yahudi Sermayesi”  eliyle insanları duygusuz hale getirmek için müzik, sanat ve  spor sektörünü kullandı. Uyutmak içinse medya film sektörünü devreye soktu.  Kitlesel olarak tamamen mankurtlaştırmak için eğitim sistemine yatırım yapmaktadır.

Batıya imrenen ve imrendiren eğitim tarzı gençliğimizi ve geleceğimizi tehdit etmektedir.  Eğitimin Batı değerleri üzerine temellendirilmiş olması hayatı doğru yaşamamızın önündeki en büyük engel olarak duruyor.

Batıdan ithal eğitim, kültür ve medya- film kendi değerlerine yabancı,  kimliksiz, aşağılık kompleksi ile malul insanlar ortaya çıkardı. Gençlikteki  yoğun  'kibir sendromunu' ile  aklı ve basireti kör eden bir 'ego zehirlenmesini’,   saçma ve anlamsız bir şatafat merakını, nahoş ve gereksiz bir lüks ve konfor tutkusunu nasıl açıklayabiliriz?   Abartılı, ışıltılı, ambalajlı bir gösteriş tutkunluğu, hayatımızın her alanında, her etkinlikte, her evde, her düğünde, her doğum ve ölümde, almış başına gitmişse bunu ancak  kimliksizleştiren eğitim ve medya işbirliğinin tahribatı ile açıklayabiliriz. 

Önümüzde bir enkaz bulunmaktadır.  Medya ve film sektörü ile uyutulan neslimizi nasıl uyandıracağız? 

Gençlere “ithal” ideolojiye dayalı bilgi/bilim okutarak “yerli” düşünmesini, memlekete faydalı olmasını sağlamak mümkün olmadı.

Hulasa, Batının vahşi ve kirli yüzünün  Gazze olayı ile açık bir şekilde ortaya çıkması,  yüzümüzü Batıdan  kendi tarih ve kültürünüze döndürme imkanı vermektedir. İnanç kodlarınızdan doğan ve  kendi medeniyet iddialarımız, ruhumuz ve dinamiklerimiz ekseninde işleyen  bir eğitim modelini ayağa kaldırmak zorundayız. Aksi takdirde  kültür  ve eğitim dünyamız, müstemlekecilere hizmet eden, celladına âşık  kafalar   yetiştirmeye devam edecektir.

İşe Nereden Başlamak Lazım?

Umuyor ve ümit ediyoruz ki kendi değerlerimizden beslenen, üretken ve inşa edici bir eğitim sistemi kurmak için çalışmalar vakit geçirmeden başlatılmış olsun.

İlk yapılması gerekenlerden birisi eğitim sisteminin tek bir merkezden ve tekelci bir anlayıştan kurtarılmasıdır. Devlet tekelinde müfredatcı anlayışta ısrar edenlere hemen şunu hatırlatmak isteriz ki, merkeziyetçi müfredat yapısı aracı amaç haline getiriyor. Bu yüzden okullarda “bilgi aktarma” sınavcı metotlar tek çıkar yol haline geliyor. 

İlkokullarda bile ders konularının muhtevası anne – babaya, öğrenciye hatta öğretmene ve okula rağmen belirleniyor. Bölge ihtiyaçları dikkate alınmıyor; hatta köyde oturanla şehirde oturanlara aynı müfredat dayatılıyor. Esnekliğe ve farklılığa izin verilmediğinden, bu müfredat dünyada yaygınlaşan ev okulu modelinin de önünde   engel olarak duruyor. Halkına güvenmeyen, hatta onu aşağılayan ve doğruyu elinde tuttuğuna ve halkı zorla aydınlatacağına inanan bir  müfredat  uygulaması bu. 

Tüm ülkenin gençlerinin ihtiyaçları, kapasiteleri aynı değildir. 80 milyonluk bir ülkeye tek bir müfredat uygulaması herkese tek tip elbise giydirmek demektir.  Bu kadar geniş ve bu kadar farklı sosyal ve kültürel ve coğrafi katmanların olduğu bir ülkeye tek bir müfredatın dayatılmasının makul bir açıklaması yoktur. O yüzden tek bir müfredat  değil,  çeşit çeşit, bölgelere ve şartlara/durumlara  göre farklılaşan  müfredatlara ihtiyacımız vardır. 

Çeşitli eğitim gönüllüsü STK’lar tarafından geliştirilen  yerli ve milli modeller”, halka ait potansiyeller, gönüllü çalışmalar eğitime yansıtılamıyorsa, sebebi   “müfredat tekelidir.” Bir kısım çevrelerce “değerler eğitimi “adı altında verdiği  gönüllü hizmetlerin  bile  “tarikatçı ve cemaatçi” yaftaları ile önü kesilmek   istemektedir.  Halbuki bazı “çevrelerin”  yaftaladığı ve küçümsediği  STK’lar ve gönüllü kuruluşlar,  devlet tehlikede, halk sıkıntıda iken  en önde koşanlar onlar oldu.  15 Temmuz’da, Güneydoğu depreminde en önde onlar vardı. Gazze direnişi ile bu malum çevrelerin  kimlerden yana oldukları daha iyi belli oldu ve  maskeleri sıyrıldı. 

 O  yüzden Bakanlık bunların boş  çığırtkanlıklarını  dikkate almamalıdır. Bu çevrelerin  ölesiye tevhidi tedrisatı savunmaları  ve müfredat tekelinin arkalarında durmaları boşuna değildir.     

Bu çevrelerin öne  sürdüğü  evrensel ilkeler, tarafsız olmak gibi kavramlar, Batılıların dünyayı yönetmek ve diğer insanları kendi hükümleri altına almak için uydurduğu kavramlardır. Tarafsız ve evrensel olmak, etik olmak Batılılara alan açmaktır. Maarifin, tarihin ve edebiyatın tarafı vardır. Hatta fen bilimlerinin de. Bilimler size dininizi, kültürünüzü ve değerlerinizi öğrenmeye yardımcı olmalıdır. Size ülkenizde meslek kazandırmalı; ekmek ve iş kapısı olmalıdır. Özgün olduktan sonra özgür olabilirsiniz. Ben olmadan biz olmanın yolu açılmıyor.

Zorunlu eğitim ve okul öncesi eğitim bir sömürgeleştirme eğitimidir. Okul sürelerini uzatmanın altında başka art niyetler vardır. Test bilgisi ile ahlak ve kültür ve medeniyet değerleri veremiyorsunuz. En büyük yanılgı ve uyutma “başarı” ile yapılıyor. Başarı sınavla özdeş hale getirilince sınav çocukların ve gençlerin dünyasını karartan bir bela halini almaktadır.  Sınav ve başarı diyerek yarıştan düşen öğrencilerin sessiz utancını kimse görmek istemiyor. 

Öğrenciyi dört duvar arasına hapsederek aldığı notu başarı zannederek öğreteceğiniz şey, ezberledikleri ile sahte bir benliğe ve bildikleri ile kendisine güvenini kaybetmesidir.  Meslek alanlarını, laboratuvarı, atölyeyi, ibadethaneyi, hastaneyi, müzeyi, tabiatı doğal öğrenme mekânı kabul eden bir anlayışla ancak gerçek sorumluluğu ve sevgiyi aşılayabiliriz.     

Öğrenci hastalığı, doğumu, ibadeti, ustanın terlemesini ilk elden görmelidir. Olayları gündelik hayattan örnekler üzerinden ele almalıdır. Orada değişik meslek erbabı insanlarla bir araya gelmelidir. Aksi halde başarıyı hedef göstererek çocuklarımızı “doldurulacak kap” olarak görüp test başarıcısı çocuklar haline getirmek onları birer yarış atına döndürmektedir.

Eğitimde hatanın büyüğü; gençlerimize helal-haram, meşru-gayrimeşru, günah-sevap ölçüsünün rafa kaldırılmasıdır.  Skora, puana ve istatistik değerlere indirgenmesidir.  Sonunda neye göre hareket edeceğini bilmeyen gençler, freni tutmayan araba gibi oraya buraya çarpıyor. 

Testle ve sınavla “kuzu kuzu" yetişen ve yanlışa yanlış diyemeyen, kendine ne sunuluyorsa, filtresiz almak zorunda kalan nesil yetişmektedir. Aç ağzını yum gözünü… Ne gelirse al içine.

Ders kitapları vasıtasıyla kendisini küçümseyen, dünyada başka bir müfredat göremezsiniz. Biz, tarih kitaplarımız vasıtasıyla kendi kendimizi aşağılıyoruz. Onun için aşağılık kompleksi ile malûl neslimiz büyük düşünmeyi bilmiyor, geçmişin mirasından haberimiz yok.

Düğün, dernek, toplantı, tatil, insanlar arası ilişkiler, sosyal davranışlarımız, arkadaşlık ve aile ilişkileri ve daha sayamayacağımız kadar davranışlarımız ve hareket tarzlarımız taklitte kalıyorsa sebebi budur: Kendi eğitim modelimizin değil, sömürü eğitim modelinin hâkim olmasıdır.

Hulasa kendi tarih ve değerlerimizden beslenen, eğitimin medeniyet yürüyüşü halini aldığı; ahlak-değer boyutuna kavuşturan kendi modelimizi hayata geçirmek zorundayız. Çünkü mevcut müfredat çoğunluk itibarı ile bu toprakların ruhuna, dünyasına, ruh köklerine ve ruh iklimine yabancılaşmış, gerçek dışı bilgilerle doldurulmuş bulunuyor.

Çözüm Yolu  

Hemen kısaca cevap verelim. Eğitimde kimlik problemi var. Öğrenci okula niçin gittiğini bilmiyor. Eğitime vizyon ve misyon kazandırmış değiliz.

Bir ülke evladı düşünün ki, 12 yıl okuyor ardından 4 yıl üniversite daha okuyor, yani hayatının 16 yılını eğitime ayırıyor. 16 yıl boyunca aile bunca masrafa giriyor. Haftanın 5 günü okula gidiyor, yazıyor ve çiziyor. Bu 16 yılın sonunda bu kişi, mesleğini doğru dürüst öğrenemiyor. Mezun olunca da iş bulamıyorsa, ortada süregiden çok büyük yanlışlıklar var demektir.

Yeni eğitim programı ve müfredatı, ülkemizin eğitime bakış açısını ortaya koymalı. Aynı zamanda zihniyetini, nasıl bir fert ve toplum istediğinin yol haritasını da göstermelidir.

Kendi modellerimizi ortaya koymak için bize lazım olan şey, her bilimsel ifadenin, eğitime dair her metodun kendi kültürümüzün çocuğu halini alacak çalışmaların yapılmasıdır.

Öncelikle kendi gerçek tarihimiz doğru yazılmalı. Ders kitapları bilimsel muhtevaya kavuşturulmalı, bizim öz kültürümüzü ve medeniyetimizi öğretmeli. Kitaplar sahanın en üst otoriteleri tarafından yazılmalı.

Eğitimde dayanak noktalarımız bir bir ortaya konmalı. Yeni bir program yapılmalı. Program fert ve toplum için öncelikleri ve değerler sistematiği teklif etmelidir. Sonra, bu teklifin hayat bulması için en etkili araçları ve yöntemleri de belirlemelidir.

Gelecekte ülkenin yönetiminin devredileceği yeni nesillerin, okul ortamında ve öğretmen rehberliğinde sağlam, özgün kimlik ve kişilik inşa etmeleri için en uygun iklimin oluşumunu da ihtiva etmelidir.

Ders kitapları ve müfredat muhtevası, bu anlamda yeniden ele alınmalıdır.

Okullardaki Acil Eksiklik  

İhtiyacımız olan şey okulların uygulama ile tanışması ve mutlaka kontenjanların ülke ihtiyacına göre belirlenmesidir. Lise eğitimi, meslek eğitimi ve üniversite problemleri bağımsız olarak değil bütün halinde birlikte ele alınmalıdır. Aksi halde resmin bütünü görülememektedir. Üniversite eğitimi ve mesleki eğitimi birlikte ele almayan orta öğretim meselesi hep çıkmaza girmiştir.

Ecdat önce mesleki eğitim demişHer meslek kurumunu bir eğitim kurumu gibi çalıştırmış. Meslek eğitimi aynı zamanda bir ahlak eğitimi olarak ele alınmış. Ahlak ve meslek konusu birlikte ele alınmış.

Geleceğin kökleri mazide aranmalıdır. Gelenekten ve tarihten kopuk model arayışları her zaman çıkmaza girmeye mahkumdur.

Diploma fabrikaları haline gelen üniversiteler nedeniyle, buradan mezun olan gençlerin ve ailelerin beklentileri yükseliyor. Bu mezunlar ara iş gücüne talip olmuyor. Hâlbuki bir üniversite mezununa karşılık piyasada en az beş on kat insan gücüne ihtiyaç var. En yüksek işsizlik oranının üniversite mezunları arasında olmasına bakarsak plansız yükseköğretim SOS veriyor.

Öncelikle yapmamız gereken mesleki eğitimi sadece Milli Eğitim Bakanlığının işi olmaktan çıkarmak olacaktır. İlgili esnaf teşkilatları, meslek odaları mesleki eğitimin içine dâhil olmalı. Hatta her kurum, firma kendi ihtiyaçlarına göre kendi mesleki okulları açsınlar… Müfredatlarını büyük ölçüde kendileri belirlesinler.

Böyle bir yapılanma içine girdiğimizde “devlet kapısı” “maişet ve menfaat kapısı” olmaktan çıkacaktır.

Ders Kitapları

Medeniyet ve topyekûn değerlerin iflası sürecini yaşıyoruz. Garp taklidi özentisi ile gençlerimizin geldiği durum ortada. Memleketimizde genç ruhlara sunulan her şey, program, kitap, metot, hepsi de Batı’nın sömürge ülkeleri için tasarladıklarını aktardığından, çocuklar ve gençler kendimize ait bir şey bulunmadığına inanmaya başlıyorlar. Güvenleri gelişmiyor.

 Ruha vüsat ve düşünce dünyasını kanatlandıracak, bilimsel değere haiz tarih, sosyoloji, felsefe, fen ve hatta sanat derslerini hayata geçirecek planlar yapılmalı. Eğitime ruh verecek ve öğrenciye ideal ve şahsiyet kazandıracak öğretmenleri yetiştirecek bir vizyon ortaya konmalıdır.

Eğitim ağacının çürük meyveleri ortada. Bu dönüşüm yapılmadığı takdirde mevcut müfredat çağdaşlaşma / uygarlaşma kılıfı altında sürdürdüğü sömürgeci yapısı ile kafaları teslim almaya devam edecektir. İhtiyaç duyduğumuz şey, ders kitapları ve müfredatın, öğrencilerde büyük çoğunlukla kimlik bunalımına ve aşağılık kompleksine yol açan, Batı’da çoktan terk edilen seküler hurafelerin empoze etme işlemine son verilmesidir.

Hâlihazırda dünyeviliğe ve ateizme alet olan ders kitaplarının dilinin ıslahı ile işe başlamalıyız. Bilimi materyalizmin malı olmaktan kurtaracak çabalar içine girmeliyiz. Ders kitapları hakikatin ve hikmetin sesi halini almalı. Bilim, kültürümüzün medeniyetimizin, dinimizin hizmetinde olmalı.

Eğitim Medeniyet Projesi Halini Almalı.

Medeniyet kendi tekniğini üretir. Kendi metafiziğimize ait teknik üretimine geçmek zorundayız. Teknik kendi kültürümüzden doğmalıdır. Bilimde ve eğitimde ancak kendi referans sistemlerimizle ayağa kalkabiliriz.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mahur Beste isimli eserinde bu ifadeler geçer: “Oğlum Behçet, ‘Sen bir medeniyetin iflası nedir, bilir misin?’ dedi. İnsan bozulur, insan kalmaz; bir medeniyet insanı insan yapan manevi kıymetler manzumesidir. Anlıyor musun şimdi derdin büyüklüğünü… Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur…”

Garb’ın taklidi ile bir yere varamayız. Varamadık ta.

Nurettin Topçu merhum Felsefesi olmayan milletin mektebi olmaz” demişti.

Yavuz Bülent Bakiler’in dizelerinde ifade ettiği gibi, bize ait ruh, duruş ve asaleti özlüyoruz.

“Kılığın kıyafetin sarmadı beni
Söylediğin türküler bizim türkümüz değil
Başka çeşmelerden doldurmuşsun tasını
Yüreğinde nakış yok, acı yok bizden”

Bin yıldır medreseler, mektepler âlim, arif, hakim insanlar yetiştirmiş. Bilimin kurucuları buralardan çıkmış.

Medeniyet iddialarımıza, medeniyet dinamiklerimize dikkatleri çevirecek bir yol sunulmalı.
Kendi değerlerimizden beslenen üretken ve inşa edici bir eğitim sistemi kurmak için kolları sıvamalıyız. İhtiyaç duyduğumuz eğitim sistemi bize hem İslâm ve insan düşüncesini iyi öğretecek, hem de başka dünyalara, düşüncelere, medeniyetlere açılmamıza imkân tanıyacak derinlikte ve vüsatta olmalıdır.

Öyle bir eğitim sistemi hazırlayalım ki ruh köklerimizden beslensin, dünyaya yeniden çaplı adamlar ve çığır açıcı fikir, sanat ve ahlâk akımları armağan etsin. Ünlü üstelik yine batılı bir eğitim filozofu John Dewey’in de dediği gibi, Batı’daki üniversitelerin kurulmasında birinci derecede rol oynayan medrese sistemini güncellememiz gerekiyor. Çocuklarımıza kendini ve kimliğini öğretecek, özgüven ve kimlik verecek şekilde bu eğitim modeli üzerinde kafa yormak zorundayız.

Haber Kaynak : MEDYA90

Netanyahu Öldü mü? İsrail’de Yönetim Boşluğu İddiası

Gazeteci Ayşegül Akyüz Yahşi’nin araştırması, İsrail-İran gerilimi sırasında Netanyahu’nun akıbetine dair soru işaretlerini ve İsrail yönetiminde olası bir “yönetim boşluğu” ihtimalini gündeme taşıdı.

Devrim Muhafızları’ndan Netanyahu İçin “Ebedi Karanlık” İması

AYŞEGÜL AKYÜZ YAHŞİ - İran Devrim Muhafızları’na yakın medya organları, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun akıbetinin belirsiz olduğu iddiasını yeniden gündeme taşıdı. İsrail yönetimi ise bu iddiaları kesin bir dille reddediyor.

Türkiye Savaşa Girecek mi? Kritik Senaryo

HABER ANALİZ / ERCAN KUTLU - ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş bölgeyi sararken gözler Ankara’ya çevrildi. Türkiye dengeli politika sayesinde şimdilik dışında, ancak riskler büyüyor.

Epstein Dosyası Yeniden Gündemde: Küresel Ahlâk Tartışması

HABER MERKEZİ - Epstein soruşturmasına dair belgelerin yeniden gündeme gelmesi, küresel güç ilişkileri, şeffaflık ve hesap verebilirlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Erdoğan, Riyad'da Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyaretinde ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeler ele alındı.

Türkiye-Macaristan iş dünyası Budapeşte'de buluştu

Ticaret Bakanı Bolat ve Macar mevkidaşı Szijjártó, iki ülke iş insanlarını bir araya getiren toplantıya ev sahipliği yaptı.

Macron'un Suriye Arabuluculuk Girişimi Şara Tarafından Reddedildi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un, Ahmed Şara ile Mazlum Abdi arasında ayarladığı telefon görüşmesi, Şara'nın hattı açmamasıyla sonuçlandı.

Osmangazi Meydanı'nda Ramazan etkinlikleri coşkuyla sürüyor

Cahit Kaşıkçılar'ın kukla gösterisi ve Türk Sanat Müziği dinletisiyle Bursalılar manevi bir akşam yaşadı.

Karatay'da iftar ve teravih buluşmaları

Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, iftar ve teravih programlarında vatandaşlarla bir araya geldi.

Jandarma 27 ilde silah operasyonu: 259 gözaltı

Jandarma Genel Komutanlığı'nın 27 ilde düzenlediği operasyonda 1 kaçak silah imalathanesi bulundu, 259 şüpheli gözaltına alındı.

Bursa Emniyeti'nde Ramazan iftarında birlik mesajı

Bursa İl Emniyet Müdürlüğü, teşkilat mensupları için iftar programı düzenledi. Kadir Gökce'nin himayesindeki buluşmada, dayanışma ve hizmet kararlılığı vurgulandı.

AKSAÇLILAR Başkanı Ahmet BEREKET'ten Ramazan Mesajı

AKSAÇLILAR Genel Başkanı Ahmet BEREKET, Ramazan'ın rahmet, bereket ve kardeşlik ayı olduğunu vurguladı.

Ramazan Böyle Karşılanır: Cami Doldu Taştı

HABER / ERCAN KUTLU - Başakşehir Bahçekent’te düzenlenen fener alayı programı, yüzlerce aile ve çocuğun katılımıyla Ramazan’ı coşkuyla karşıladı. Mehter eşliğinde başlayan gece, camide unutulmaz anlara sahne oldu.

Erken Tanı Hayat Kurtarıyor!

Doruk Nilüfer Hastanesi'nden Doç. Dr. Selin Aktürk Esen, Dünya Kanser Günü'nde erken teşhisin tedavi başarısını ve yaşam kalitesini artırdığını vurguladı.

AKSAÇLILAR Başkanı Bereket'ten FETÖ Uyarısı: Çok Dikkatli Olmalıyız

Ahmet Bereket, FETÖ'nün yeniden yapılanma çabalarına karşı devleti ve milleti uyardı, mücadelenin gevşetilmemesi gerektiğini vurguladı.

AKSAÇLILAR Başkanı'ndan Yalova'daki bebekli kavga tepkisi

Ahmet Bereket, 14 aylık İkra bebeğin yaralandığı olayı toplum vicdanını yaralayan kabul edilemez bir şiddet olarak nitelendirdi.

İYİ Partili Doğan'dan İzmir Körfezi ve Yerel Yönetimlere Sert Eleştiriler

İYİ Parti İzmir İl Başkanı Ülkü Doğan, İzmir Körfezi kirliliğinde yerel yönetimleri eleştirdi ve İzmit modelinin uygulanmasını istedi.

Deprem Yıl Dönümünde Şehitler Anıldı, Dayanışma Vurgusu Yapıldı

Kahramanmaraş depreminin yıl dönümünde Sultanbeyli'de anma programı düzenlendi, film gösterimi ve konuşmalarla acılar hafızalarda tazelendi.

Ahmet Bereket: Uyuyan Hücre ve FETÖ Tehdidine Karşı Mücadele Sürmeli

AKSAÇLILAR Genel Başkanı Ahmet Bereket, uyuyan hücreler ve FETÖ terör örgütüyle mücadelenin tavizsiz sürdürülmesi gerektiğini açıkladı.

AKSAÇLILAR’dan Sokak Çetelerine Karşı Acil Çağrı

AKSAÇLILAR Genel Başkanı Ahmet Bereket, artan sokak çeteleri ve güvenlik sorunlarına dikkat çekerek yetkilileri acil ve caydırıcı önlemler almaya çağırdı.

“Çekmeköy’de İETT Şoförü Dehşet Saçtı: Yayalara Çarptı!”

Çekmeköy Çamlık Mahallesi'nde İETT şoförü tartışma sonrası kontrolü kaybetti, otobüs kaldırıma çıkarak araçlara ve yayalara çarptı. Olay yerinde panik yaşandı, yaralılar yola savruldu.

Başkan Zeyrek Turizm Fuarı’nın açılışına katıldı

18. TTI İzmir Uluslararası Turizm Fuar ve Kongresi’ ile ‘TTI Health 2. Sağlık Turizmi Fuarı’ düzenlenen törenle açıldı. Turizm sektöründen birçok katılımının bir araya geldiği fuara Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Mimar Ferdi Z

Hafta Sonu Kahvaltısı İçin Biyer'e Uğramaya Ne Dersiniz?

Çan’dan Çanakkale’ye gelirken uğramanız gereken leziz bir mekan. Özkan'ın misafirperverliği ve kırmızı etin çeşitliliğiyle damak tadınıza hitap edecek.

Çanakkale Turistlerin Yeni Gözdesi Mi?

Çanakkale, doğası ve tarihi dokusuyla son yıllarda yerli ve yabancı turistlerin yeni gözdesi oldu. Şehir, yılın dört mevsimi ziyaretçi akınına uğruyor.

2025'te Nereye Tatile Gideceğiz? Resmi Tatil Günleri ve Öneriler

2025 yılı resmi tatil günleri ve tatil önerileri ile yeni yıla hazır olun.

Yunanistan'da Türkler İçin Oturum İzni Kolaylığı

Yunanistan, Türk vatandaşlarına cazip fiyatlarla gayrimenkul satın alıp oturma izni alma fırsatı sunuyor. Yeni projelerle bu imkan genişletiliyor.

TÜRSAB Boğaziçi BTK, Seyahat Acentaları ile 2024 Sezonunu Değerlendirdi

TÜRSAB Boğaziçi BTK'nın TZL SUITES Otel’de düzenlediği etkinlikte seyahat acentaları, 2024 sezonunu değerlendirdi ve 2025 turizm beklentilerini ele aldı. Etkinliğe TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya da katıldı.

Doğa Tutkunları OutdoorFest’te Buluşuyor

21-22 Eylül tarihlerinde Nefes Orman’da düzenlenecek OutdoorFest, offroad, binicilik, enduro gibi etkinliklerle doğa ve macera tutkunlarına nefes kesici bir deneyim sunacak.

İzmir'de Genç Kemankeşler ve Yazarlar İftarda Buluştu

TYB İzmir Şubesi, geleneksel okçuluk sporuyla ilgilenen gençleri ve şehrin önemli isimlerini iftar sofrasında bir araya getirdi.

Sancakkale Savunması'nın 112. Yılı Anma Programı Düzenleniyor

Sancakkale Dayanışma Grubu, tarihi savunma yapısının tanıtılması ve korunması için 10 Mart'ta anma programı düzenliyor.

370 Yıllık Sancakkale'nin Yasaklı Tarihi ve 10 Mart Anma Töreni

İzmir'in 370 yıllık Sancakkale kalesi, 111 yıldır saklanan savunma gerçeği ve halka kapalı tutulması protesto ediliyor.

Anadolu İrfanı ve Kimlik Sınavı

Celal Karatüre’nin “Hacılar İlahisi” çıkışı üzerinden; Anadolu irfanı, Hoca Yesevi geleneği ve kimlik mücadelesi sosyolojik açıdan yeniden tartışılıyor.

Toplumsal Yara Roman Oldu

Toplumun kanayan yarası kadın cinayetlerini polisiye kurguyla anlatan “Züleyha / Yarıda Kalan Hayatlar”, Ankara’daki ilk imza gününde okurlarla buluştu; Yazar Şerafettin Yıldız, romanın vicdanlara dokunmasını amaçladığını söyledi.

8. Türk Dünyası Bilim ve Kültür Şenliği için Başvurular 20 Şubat'ta Sona Eriyor

Gaziantep'te düzenlenecek şenlikte öğrenciler projelerini sergileyecek, başvurular için son tarih 20 Şubat 2026.

Eflatun Saygılı KYK Yurdu'nda İnsan ve Düşünceyi Anlattı

Türkiye Yazarlar Birliği üyesi Eflatun Saygılı, KYK Ege Kız Yurdu'nda öğrencilerle insanın içgüdüleri ve huzuru üzerine söyleşi gerçekleştirdi.

Travma ve Bağımlılık Semineri Öğretmenlerle Buluştu

Prof. Dr. Erdinç Öztürk'ün katılımıyla düzenlenen seminerde, travmanın aile ve birey üzerindeki etkileri ile bağımlılığın psikolojik temelleri ele alındı.

Bahçeşehir Semt Polikliniği Yeniden Açıldı

HABER / ERCAN KUTLU - Başakşehir’de uzun süredir kapalı olan Bahçeşehir Semt Polikliniği yeniden hizmete açıldı. Mahalle sakinleri gelişmeyi memnuniyetle karşılarken göz doktoru atanması da bekleniyor.

Göz Kapağı Estetiğinde Yeni Trend: Doku Koruyucu Teknikler

Prof. Dr. Ahmet Karacalar, göz kapağı estetiğinde 'fazla dokuyu çıkarma' yerine 'hacim koruyucu' tekniklerin öne çıktığını açıkladı.

Ramazan Sofralarında Balık Önerisi

MEDYA90 HABER MERKEZİ - Türkiye Deniz Canlıları Müzesi Kurucusu Balıkçı Kenan Balcı, Ramazan ayında iftar sofralarında haftada en az iki kez balık tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Çene Tedavisinde 20 Dakikalık Yeni Dönem

ERCAN KUTLU / MEDYA90 - Uzm. Dt. Ömer Pirinç’in geliştirdiği minimal invaziv yaklaşımlar; çene eklem ağrıları, horlama ve bazı konuşma problemlerinde kısa sürede uygulanan fonksiyonel tedavi seçenekleri sunuyor.

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer ile Aşkın Bilimi ve Sosyolojisi

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, aşk acısının biyolojik ve toplumsal kökenlerini açıklıyor.

Veteriner Mustafa Büke Açıkladı: Kedilerde Gizli Susuzluk

Bahçekent Veteriner Kliniği’nin deneyimli ismi Veteriner Mustafa Büke, kış aylarında kediler ve köpeklerde görülen sessiz susuzluk tehlikesine karşı hayati uyarılarda bulundu.

“Genç Girişimci Zahra’dan Bahçekent’e Çikolata Keyfi”

RÖPORTAJ / ERCAN KUTLU - Bahçekent’te ilk kez açılan çikolata mağazası, özel günler ve sağlıklı yaşam için tatlı bir buluşma noktası oldu.

Çaya Geldik Etkinliği 654 Ada’da Gönülleri Fethetti

HABER: / Ercan KUTLU - Başakşehir Belediyesi’nin geleneksel “Çaya Geldik” etkinliği 654 Ada’da yoğun ilgi gördü. Komşuluk bağı güçlendi, çocuklar eğlendi, belediyeye teşekkür mesajları yağdı.

Hevi Zana Sami 3 Yıl Üst Üste Okul Birincisi Oldu

Bahçekent’te yaşayan Orhan Sami’nin kızı Hevi Zana Sami, 3 yıl üst üste okul birincisi olarak plaketle ödüllendirildi. Başarı hikâyesi ilham veriyor!

Matbaa ve Baskıda Uygun Fiyatlı Çözüm: Bahçekent Copy ve Baskı Merkezi

HABER / ERCAN KUTLU - Bahçekent’in kuruluşundan bu yana hizmet veren Bahçekent Copy ve Baskı Merkezi matbaa, tabela, promosyon ve kurumsal baskılarda kalitenin adresi olmaya devam ediyor.

Bahçekent 654 Ada Örnek Site Oldu: Yeni Yönetim Takdir Topluyor

ÖZEL HABER / MEDYA90 - Yeni yönetimiyle dikkat çeken Bahçekent 654 Ada Sitesi, tecrübeli isimler Volkan Sarıca ve Kadir Kaya öncülüğünde site sakinlerinden tam not alıyor.

Bahçekent’in Yeni Lezzet Durağı: Meşhur Ömer Aybak Adıyaman Çiğköftecisi Açıldı!

Bahçekent’te açılan Meşhur Ömer Aybak Adıyaman Çiğköftecisi, %40 indirimli kampanyası ve lezzet dolu menüsüyle çiğköfte severlerin yeni gözdesi oldu. Tostlarıyla da fark yaratıyor!

Bahçekent Paşa Döner’le Şenlendi: Kalite, Lezzet ve Güler Yüz Bir Arada!

Bahçekent, Paşa Döner’le ilk kez kaliteli dönerle tanıştı. Esnaf, ev hanımları ve öğrenciler memnun; işletmeci Yaşar Yıldırım “Bu mahalleye hizmet etmek gurur verici” diyor.

Niğde'de Ramazan Bereketi Mahalle Sofralarında Yaşanacak

Niğde Belediyesi, Ramazan'da Gönül Sofraları ve Muhabbet Çadırları ile hemşehrileri buluşturuyor.

Urla Esnaf Odası Seçiminde Tarafsızlık Tartışması

Belediye başkanı ve ilçe başkanının mevcut adaya açık desteği, esnaf seçimlerinde tarafsızlık ilkesini gündeme taşıdı.

Eyüpsultan'da Sevgi Etkinlikleri: Emekliler Lokali'nde Oyuncak Atölyesi

Eyüpsultan Belediyesi, Şubat ayı boyunca sürecek Sevgi Etkinlikleri kapsamında Emekliler Lokali'nde geleneksel Eyüp oyuncakları atölyesi düzenledi.

Anadolu Selçuklu Hastaneleri Yozgat’ta “Ocakbaşı Sohbetleri”nde Ele Alındı

Yozgat’ta “Anadolu Selçuklu Hastaneleri ve Darüşşifa Uygulamaları” Konuşuldu

2025 AİLE YILI’NA NİĞDE BELEDİYESİ’NDEN BÜYÜK DESTEK!

Niğde Belediyesi, toplumun temel taşı olan aile yapısını güçlendirmek ve gençlerin geleceğe daha sağlam temeller üzerine inşa edilmesini sağlamak amacıyla önemli bir adım attı.

"Niğde Tiyatro Festivali Kapalı Gişe Coşkusu: Sanatseverler Buluştu!"

Niğde Belediyesi’nin düzenlediği 2. Tiyatro Festivali, 15-22 Şubat 2025 tarihleri arasında gerçekleşti. Sekiz farklı oyunun kapalı gişe sahnelendiği festivalde, 4000 sanatsever Niğde Belediyesi Kültür Merkezi’nde sanatla buluştu.

Niğde Belediyesi Zabıta Ekipleri 438 İş Yerini Denetledi: Halk Sağlığı Önceliğimiz

Niğde Belediyesi Zabıta ekipleri, yılbaşından bu yana 438 iş yerini denetledi. Hijyen, gıda güvenliği ve fiyat kontrolü yapılarak halk sağlığının korunması hedefleniyor.

1

MEB, Ana Sınıfından Liseye Ramazan Etkinlikleri Başlattı

2

2025 Yılı İçin Ticari Kazanç Vergi Rehberi Yayımlandı

3

Ramazan Sofralarında Balık Önerisi

4

Beylikdüzü'nde Ramazan Sanat ve Kültürle Kutlanacak

5

Muharrem Yıldız'dan Berat Kandili mesajı: Birlik ve arınma vurgusu

6

Gürbüz Süleymanoğlu Berat Kandili'nde arınma ve kardeşlik mesajı verdi

7

Togay Çoban'dan Berat Kandili mesajı: Af ve kardeşlik vurgusu

Güneşli
12° / 6.2°

YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.