• BIST 100

    15601,63%-0,65
  • DOLAR

    44,01% -0,11
  • EURO

    51,14% -0,03
  • GRAM ALTIN

    7275,38% -0,35
  • Ç. ALTIN

    11762,06% -1,54

Bora IZKÜBARLAS


Akran Zorbalığı: Okullardaki Sessiz Tehlike

Okullarda giderek artan akran zorbalığı yalnızca bir disiplin sorunu değil, aileden topluma uzanan ciddi bir sosyal problemdir.


Akran Zorbalığı: Görünmeyen Yara

“Çocukların kalbine sevgi ekmeyen bir toplum, gelecekte şiddetin gölgesinde büyür.”

Bugün toplumumuzun en hassas meselelerinden birine, okullarımızda ve sosyal çevrelerde sessizce yayılan akran zorbalığına değinmek istiyorum. Çoğu zaman küçük bir sorun gibi görülse de aslında bu durum, çok daha derin bir problemin yalnızca görünen yüzüdür.

Görünmez Bir Yaraya Dönüşen Zorbalık

Akran zorbalığı; bir çocuğun ya da gencin, kendisinden daha güçsüz gördüğü bir akranına karşı kasıtlı ve süreklilik içeren bir baskı uygulamasıdır. Bu baskı yalnızca fiziksel değildir; sözlü, sosyal ya da günümüzün dijital dünyasında siber zorbalık şeklinde de ortaya çıkabilmektedir.

Peki bir çocuğu, yaşıtı olan bir başka çocuğa karşı bu kadar acımasız davranmaya iten sebepler nelerdir?

Unutmamak gerekir ki hiçbir çocuk zorba olarak dünyaya gelmez. Bu davranışın arka planında çoğu zaman ailevi, psikolojik ve sosyal faktörler yer alır.

Aile Ortamının Etkisi

Akran zorbalığının en önemli sebeplerinden biri aile ortamıdır. Şiddetin görüldüğü, sevgi ve ilginin yetersiz kaldığı ya da tam tersine sınırların hiç çizilmediği ailelerde çocuk, güç kavramını yanlış öğrenebilir.

Evde baskı altında büyüyen bir çocuk, okulda bu ezilmişlik duygusunu kendinden daha zayıf gördüğü bir arkadaşına yöneltebilir.

Psikolojik Faktörler

Zorbalığın bir diğer boyutu da psikolojik altyapıdır. Özgüven eksikliği, empati yoksunluğu ve dürtü kontrolünde yaşanan sorunlar saldırgan davranışların ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

Aslında zorba olarak görülen çocuk, çoğu zaman kendi içindeki değersizlik duygusunu başkası üzerinde güç kurarak bastırmaya çalışır.

Sosyal ve Kültürel Etkiler

Toplumsal yapı da bu sorunun büyümesinde önemli bir rol oynar. Şiddetin normalleştiği medya içerikleri, güç ve kaba kuvveti yücelten diziler ve filmler, gençlerin zihin dünyasını doğrudan etkileyebilmektedir.

Bunun yanında okul yönetimlerinin bazı durumlarda sergilediği “çocuktur yapar” yaklaşımı da zorbalığın sürmesine zemin hazırlayabilmektedir.

Aileler ve Okullar Ne Yapmalı?

Bu sorunla mücadele yalnızca mağdur olan çocuğu korumakla sınırlı kalmamalıdır. Aynı zamanda zorbalık yapan çocuğun da doğru şekilde yönlendirilmesi gerekir.

Okullarda yalnızca disiplin cezalarına dayalı yöntemler yerine onarıcı adalet anlayışı benimsenmelidir. Çocuklara öfke kontrolü, empati ve sağlıklı iletişim becerileri kazandırılmalıdır.

Aileler olarak bizlere düşen en önemli görev ise çocuklarımıza yalnızca başarılı olmayı değil, iyi bir insan olmanın değerini öğretmektir.

Çünkü bugün görmezden gelinen bir tokat, bir alaycı söz ya da bir küçük aşağılama; yarının travmalarla büyüyen bireylerini ve parçalanmış toplumlarını hazırlayabilir.

Son Söz

Albert Einstein’ın şu sözü bugün hâlâ güçlü bir uyarı niteliği taşımaktadır:

“Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; ama kötü insanlar yüzünden değil, kötülüğe dur demeyip seyirci kalanlar yüzündendir.”

Bir çocuğun kalbi henüz yazılmamış bir defter gibidir.
O deftere şiddeti değil, merhameti yazmalıyız.

Unutmayalım:
Bir gülümseme, bir tokattan çok daha güçlüdür.
Çünkü tokat yaralar açar; gülümseme ise kalpleri iyileştirir.

Bora İzkübarlas
BARLAS Danışmanlık

Kategori: Psikoloji / Toplum

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.