“Bayram, Köklerine Dönebilenlerindir”
Bayram yaklaştığında eski bayramları yaşayanların içini tarif edilmez bir duygu kaplar…
Bu telaş değil sadece; biraz özlem, biraz hatıra, biraz da yüreğinin derinlerinden gelen o eski tanıdık sıcaklık. Hatta özlediklerine kavuşma imkânın yoksa bir miktar da sızı...
Bayramda öpecek bir eliniz varsa kıymetini bilin.
Canlarından kopup geldiğiniz o insanların gözünü yolda, yüreğini darda bırakmayın. Kapının önüne atılan her adımın, çalınan her zile yüklenen anlamın yaşattığı heyecanı düşünün…
Onların gönlüne efkârı, evine yalnızlığı, hanesine ıssızlığı reva görmeyin.
Gidip görecek bir ananız babanız varken, kendi sefanızın peşinde bekleyişleri heba etmeyin.
Unutmayın; hayat dediğimiz şey, bir gün sessizce yer değiştirir.
Bugün bekleten sizken , yarın bekleyen siz oluverirsiniz…
Bir gün sizin de gözünüz o yollarda , aklınız aralık bıraktığınız kapılarda kalır, kulaklarınız bir anahtar sesini bekler durur.
Evlatlarınız kendi telaşına kapıldığında, siz de o tanıdık boşlukla baş başa kalırsınız.
Onca emekten, onca uykusuz geceden sonra… yine başladığınız yere döner ; o hep ertelenen anne baba olursunuz.
Çünkü evlatlarınız ebeveynliği de evlatlığı da önce ve en çok sizden öğrenir.
Bu bayram, sadece bir tatil olmasın.
Bu bayram, yeniden “aile” olun.
Çünkü bayramlar bizim en büyük kalemizdir.
Bizim birbirimize tutunduğumuz, köklerimizi hatırladığımız, kim olduğumuzu yeniden anımsadığımız en sağlam bağdır.
Evlerine neşe, canlarına can, sessizliklerine cıvıltı olun köklerinizin.
Yapmayın… onları bir telefonun ucunda, sesi , neşesi, bekleyişi solmuş ıssız bir bayramın içinde bırakmayın.
Onları duvarların üzerlerine geldiği, sessizliğin başlarına çöktüğü bir bayrama, bir gurbete mahkûm etmeyin.
Bırakın… bir zamanlar sizin koşturduğunuz o evde bu kez torunlar koştursun.
O eski koltukların üzerinden çocuk kahkahaları yükselsin, mutfaktan gelen sesler, kokular evi yeniden doldursun.
Gelenekler anlatılarak değil, yaşanarak miras kalır.
Anne baklavası bir tatlıdan ibaret değildir; ömürlük emeğin, sabrın ve sevginin tepsideki halidir.
Sardığı sarma yemekten ibaret değildir ; aileyi bir arada tutan ince ince sarılmış bağlardır.
Bırakın babanız izlediği son maçı anlatsın size, belki defalarca…
Siz yine ilk kez dinler gibi dinleyin.
Anneniz mutfakta yemeği hazırlarken, “sen bunu çocukken ne çok severdin” diye girsin söze yirmi yedinci kez belki...
O cümleleri bölmeyin… Çünkü o cümleler, bir annenin sevgisinin en hesapsız kitapsız söze giydirilmiş halidir.
Bırakın o sofralar sadece karınları değil; hafızamızı, kimliğimizi, aile oluşumuzu da doyursun.
Çünkü o sofralar, bizim en eski hikâyemizdir.
Çünkü gün gelecek…
Canlarından koptuğunuz ana babanızı görmek için kapı çalmayacaksınız artık.
Buz gibi toprağa dokunacak, sesinizi taşlara emanet edeceksiniz.
Gözlerine bakarak değil, mezar taşlarıyla konuşacaksınız.
İşte o gün…
Söylemediğiniz her cümle yüreğinize batacak,
Ertelediğiniz her ziyaret içinizden bir parça koparacak.
O yüzden…
Diliniz “keşke”lerle dolmadan,
Köklerinizin, sofralarınızın, büyüklerinizin ve sizi siz yapan o güzel bağların kıymetini bilin.
İnsan aslında bir kapıdan içeri değil, çocukluğuna, gençliğine geçmişine girer;
orada hâlâ bekleyen sevgilere, eksilmeyen dualara ve köklerine döner.
Ziyan etmeyin, hor görmeyin dualı yürekleri ; e mi…
Hayırlı bayramlar.

