DELİLİK İYİDİR
Hikâye bu ya! Mahallenin delisinin aklına esiverir bir gün ve camiye girer. Niyeti herkes gibi namaz kılmaktır. Cemaatin arasında kendine yer bakarken şaşırdıkça şaşırmaya, gözleri fal taşı gibi açılmaya başlar. Cemaat bir taraftan bu delinin neye bu kadar şaşırdığını anlamaya çalışsa da bir taraftan da “delidir ne yapsa ne söylese yeridir” deyip geçer fakat bizim deli içeri girdiği gibi ansızın koşarak camiden çıkıp gider. Az sonra aynı sürat ve telaşla kapıda yeniden görünür fakat öncekinden farklı olarak sırtında gelişigüzel bağlanmış bir bağ odun vardır.
Cemaat delinin bu hâlini de anlamlandırmaya uğraşmaz ve saf tutup namaza durur fakat deli namaz sırasında eğilip kalktıkça sırtından düşen odunlar cemaatin dikkatini dağıtır. Her rükuda her secdede sırtındaki bağdan bir odun daha düşen deli namazın sonunda yükünden tamamen kurtulur fakat o dönüp dönüp cemaatin her bir ferdine bakıp şaşırmaya devam eder.
Cemaatin sinirlenip homurdanmaya başladığını gören imam usulca deliye yaklaşarak en yumuşak tavrıyla:
“Evladım böyle namaz mı olur? Sırtında yükle namaza durulmaz.” diye izaha girişir:
“Bir daha yükünü caminin dışına bırakıp öyle gel, olur mu?”
Deli, imam konuştukça daha da şaşırır ve sormadan edemez: “Hocam sizin âdetiniz böyle değil mi?”
İmam, delinin ne demek istediğini anlamaya çalışarak bütün dikkatini ona verir. Deli devam eder: “Hocam, ben üzerimde hiçbir yük olmadan camiye gelmiştim fakat baktım ki herkesin sırtında bir yük var, ben de ‘Demekki âdet böyledir.’ diye düşündüm ve gidip kendime yük edindim.
“Delilik iyidir; çünkü insanı zihinsel yükler altında ezilmekten korur, görünmeyen yükleri fark ettirir.”
İmam iyice şaşırır ve bir deliye, bir cemaate bakar. Gayri ihtiyari “Herkesin sırtında ne yükü var evladım?” diye sormadan da edemez.
Deli heyecanla ileri atılır. Cemaatin fertlerini tek tek göstererek anlatmaya başlar: “Bak bunun sırtında kocaman bir elma ağacı var, bununkinde küçük bir çocuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir genç kız, şunun sırtında yaşlı bir kadın, şununkinde kızarmış piliç, onun sırtında bir tencere yemek, onunkinde kırık bir kapı…”
Cemaattakiler şaşkınlık içindedir zira namaz sırasında kimin aklı neyle meşgulse deli onu bilmiştir. Meğer kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, kimi doğacak çocuğunu, kimi âşık olduğu kızı, kimi hasta annesini, kimi ne yiyeceğini, kimi pişireceği yemeği, kimi tamir edeceği kapıyı düşünürmüş. Birden “Fakat en çok da sana şaşırdım, hocam.” der deli. “O koca ineği namaz boyunca sırtında nasıl taşıdın?” Hoca duyduğu karşısında dehşete düşer çünkü ineği hastadır ve namaz esnasında acaba iyileşecek mi yoksa ölecek mi düşüncesi zihninde dolanıp durmuştur.
Hikâyeyi geçelim, deliliğe gelelim. Delilik böyle de güzel bir şey işte. Dümdüz, hesapsız. Üstelik insanı yük etmeye değmeyecek şeyleri yük edinmekten koruyacak kadar da akıllıca.
O kendisinin de fazlasıyla karışık olan kafasıyla insan psikolojisinin içinden geçen edibimiz, “Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı, aptallığın şerefli bir tarihi bile yok.” derken haklıydı, dünyaya her ne iyilik geldiyse delilerden geldiğinin de farkındaydı. Efendim ben de şu üç günlük dünyanın taşımaya değmeyecek yüklerinden kurtulmayı başaran bütün delilerin önünde saygıyla eğiliyor, aptallığına doymamakta inat edenlere ise teessüflerimi iletiyorum. Hepinize hayırlı bayramlar dilerim.
Kategori: Toplum ve İnsan

