• BIST 100

    16123,08%-2,79
  • DOLAR

    43,93% 0,01
  • EURO

    51,37% -1,09
  • GRAM ALTIN

    7486,56% 0,70
  • Ç. ALTIN

    12213,23% -2,50

PROF. DR. CAHIT KURBANOGLU


İnsanın Kalbi ve Sorumluluğu

Kutlu Doğum 77’de insanın yaratılış gayesi, kalbin merkezi rolü ve ubudiyetle nurlanan sorumluluk bilinci derinlikli bir perspektifle ele alınıyor.


İ'lem eyyühe'l-aziz! Hilkat şeceresinin semeresi (yaratılış ağacının meyvesi) insandır. 
Malûmdur ki, semere (meyve) bütün eczânın (parçaların) en ekmeli (en mükemmeli) ve kökten en uzağı olduğu için, 
bütün eczânın (kısımların) hâsiyetlerini (özelliklerini), meziyetlerini hâvidir (üstün özelliklerini içine alır). 
Ve keza, hilkat-i âlemin ille-i gaiye (alemin yaratılışının gerçek sebebi) hükmünde olan çekirdeği yine insandır.
Sonra, o şecerenin semeresi (ağacın meyvesi) olan insandan bir tanesini şecere-i İslâmiyete (İslâmiyet ağacına) çekirdek ittihaz etmiştir (kabul etmiş). 
Demek o çekirdek, âlem-i İslâmiyetin hem bânisidir (kurucusudur), 
hem esasıdır 
hem güneşidir. 
Fakat o çekirdeğin çekirdeği kalbdir. 
Kalbin ihtiyacat saikasıyla (ihtiyaçları sebebiyle) âlemin envaıyla (alemin nevileriyle, türleriyle), eczâsıyla (parçalarıyla) pek çok alâkaları vardır. 
Esmâ-i Hüsnânın (Allah’ın güzel isimlerinin) bütün nurlarına ihtiyaçları vardır. Dünyayı dolduracak kadar o kalbin hem emelleri (istekleri), 
hem de düşmanları vardır. 
Ancak, Ganiyy-i Mutlak (hiçbir şeye hiçbir şekilde muhtaç olmayan ve bütün varlıkların her türlü ihtiyaçları gayb hazinelerinde bulunan sınırsız zenginliğe sahip olan Allah) ve 
“İnsanın çekirdeği kalptir; ubudiyet ve ihlâs ile sulanmazsa kuru kalır, imanla intibaha gelirse nuranî bir şecereye dönüşür.”

Hâfız-ı Hakiki (bütün varlıkların hallerinden hareketlerine kadar her şeyini kaydeden ve onları her türlü kötülüğe ve tehlikeye karşı gerçek koruyucu olan Allah) ile itminan (tatmin) edebilir.
Ve keza, o kalbin öyle bir kabiliyeti (yeteneği) vardır ki, 
bir harita veya bir fihriste (özet) gibi 
bütün âlemi (dünyayı) temsil eder. 
Ve Vahid-i Ehadden (birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde de ayrı ayrı tecellîleri görülen Allah’dan) başka merkezinde birşeyi kabul etmiyor. 
Ebedî (sonsuz), sermedî (sürekli) bir bekadan maada (devamlılıktan başka) birşeye razı olmuyor.
İnsanın çekirdeği olan kalb, 
ubudiyet (kulluk) ve ihlâs (ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme) altında 
İslâmiyet ile iska edilmekle (sulanmakla) imanla intibaha gelirse (uyanırsa), 
nurânî (parlak), 
misâlî (görüntü halinde olan, yansıyan) 
âlem-i emirden (Allah’ın kudret ve emrinin tecellî etiği âlem; Cenâb-ı Hakk’ın değişmeyen sabit hakikatler şeklinde devam eden kanunlar âleminden) gelen emirle 
öyle bir şecere-i nurânî (nurani ağaç) olarak yeşillenir ki, 
onun cismânî âlemine (beden dünyasına) ruh (can) olur. 
Eğer o kalb çekirdeği böyle bir terbiye (eğitim) görmezse, 
kuru bir çekirdek kalarak nura inkılâp edinceye (dönüşene) kadar 
ateş ile yanması lâzımdır.
Ve keza, o habbe-i kalb (kalbin çekirdeği) için, pek çok hizmetçi vardır ki, 
o hâdimler (hizmetçiler) kalbin hayatiyle hayat bulup inbisat ederlerse, kocaman kâinat onlara tenezzüh ve seyrangâh olur. 
Hattâ kalbin hâdimlerinden (hizmetçilerinden) bulunan hayal, 
meselâ en zayıf, en kıymetsiz iken, 
hapiste ve zindanda kayıtlı olan sahibini bütün dünyada gezdirir, ferahlandırır. Ve şarkta (doğuda) namaz kılanın başını Hacerü'l-Esvedin altına koydurur. Ve şehadetlerini (şahitliklerini) 
Hacerü'l-Esvede muhafaza için tevdi ettirir (emanet eder).

Kategori: Din ve Maneviyat

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.