Ortadoğu, tarihinin en karanlık ve en karmaşık günlerinden birine daha uyandı. Ramazan’ın manevi ikliminde huzur ve barış umarken, ne yazık ki bölgemizi kana bulayan, sınırları zorlayan ve "sıra kime gelecek?" sorusunu iliklerimize kadar hissettiren bir kaosun tam ortasındayız.
İsrail’in, ABD desteğiyle İran’a yönelik başlattığı saldırılar ve Ayetullah Ali Hamaney, Mahmud Ahmedinejad gibi isimlerin hayatını kaybettiği iddalarının yeraldığı bu günler, sadece bir "operasyon" değil, bölgesel bir altüst oluşun işaret fişeğidir.
Bir "İhanet" ve "Kuşatma"
Gelen haberler tüyler ürpertici: Okulların vurulduğu, masum çocukların şehit edildiği bir vahşetle karşı karşıyayız. Ancak madalyonun diğer yüzünde daha acı bir gerçek fısıldanıyor: İhanet. En yakınındakilerin koordinat vermesiyle gerçekleştirildiği iddia edilen bu saldırılar, "Hain içeriden olunca kapı kilit tutmaz" sözünü bir kez daha hatırlatıyor. İstihbarat savaşlarının, içerideki işbirlikçilerin ve sinsi kurguların gölgesinde, koca bir coğrafya adım adım "Büyük İsrail" ya da "Arz-ı Mevud" idealine kurban edilmek isteniyor.
“Ortadoğu ateş çemberi büyürken, bölgesel savaş riski sadece sınırları değil, küresel güç dengelerini de tehdit ediyor.”
Ankara’dan Yükselen
Sağduyu Çağrısı
Türkiye, bu ateş çemberinin tam ortasında bir denge ve vicdan adası olma mücadelesini sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem İran halkına taziye dilekleri hem de bölge liderleriyle yürüttüğü yoğun diplomasi trafiği, Türkiye’nin endişesinin ne kadar büyük olduğunun kanıtıdır.
"İran halkının hak ettiği huzura kavuşması ve çatışma ortamının son bulması için çabalarımızı sürdüreceğiz."
diyen devlet aklı, aynı zamanda Körfez ülkelerine yönelik saldırıları da kabul edilemez buluyor. Çünkü biliyoruz ki; bu yangın bir kez her yeri sararsa, kazananı olmayacak.
Savaşın Yeni Cepheleri Somaliland’den Erbil’e
Sadece İran değil; Pakistan, Hindistan, Kızıldeniz ve Yemen hattı da barut kokuyor. İsrail uçaklarının Somaliland’e yerleşmesi, Erbil’deki ABD üslerinin vurulması ve Körfez şehirlerinden yükselen patlamalar, "Büyük Coğrafya"nın her santiminin hedefte olduğunu gösteriyor. Ayşe Kaddafi’nin İran halkına yönelik uyarısı ise hepimiz için ders niteliğinde: "Kurtla pazarlık yapmak koyunu kurtarmaz, sadece bir sonraki yemeğini belirler."
Bizim Safımız İse Vatan ve İstikrar
Bugün "İran intihar mı ediyor, yoksa bir direniş mi başlatıyor?" sorusundan daha önemlisi, Türkiye olarak bizim ne yapacağımızdır. Kendi içimizdeki "kırmalara", işbirlikçilere ve kimliğini gizleyen m*nafıklara karşı uyanık olmak zorundayız. Savunma sanayiinde yerli motorumuzu, KAAN’ımızı, uzun menzilli füzelerimizi ve hava savunma sistemlerimizi bir an evvel tamamlamamız artık bir tercih değil, varoluş meselesidir.
Akıl ve İmanla Direniş
Bir çok hocanın, aktivistlerin ve araştırmacı Profların dikkat çektiği gibi; bu saldırılar rejimi devirmekten ziyade, halkı daha sert bir taassup ve intikam duygusuyla kenetleyebilir. Emperyalist güçlerin "yeni lideri biz seçeriz" edasındaki küstahlığına karşı tek çare; İslam dünyasının mezhep ve meşrep kavgalarını bir kenara bırakıp, bu "Ba’al Cephesi"ne karşı ortak bir duruş sergilemesidir.
Eğer sağduyu ve diplomasi galip gelmezse, çocuklarımıza miras bırakacağımız tek şey devasa bir enkaz olacaktır.
Farkında olup, uyanık olmak gerek çünkü bu savaş sadece sınırların değil, hak ile batılın savaşıdır.
Kategori: Jeopolitik Analiz
