Yapay zeka artık her yerde. Yazmaya başlayalı yarım asra yakın bir süre geçti sanırım. İlk fark edilişim, ilkokul üçüncü sınıftaki bir kompozisyon yarışmasına dayanır. O zamanki okul müdürüm Afet Hanım (vefat ettiyse Allah rahmet eylesin, yaşıyorsa kulakları çınlasın), yazımı okuyunca beni odasına alıp sarılmış ve çok okuyup okumadığımı anlamaya çalışarak benimle uzun uzun konuşmuştu. Ortaokulda ise öğretmenim ailemi çağırıp yazılarıma müdahale etmemeleri gerektiğini, sorumluluklarımı anlamam için bu işi yalnız başıma yapmam gerektiğini söylemişti. Yazılarıma ailemin hiç karışmadığını öğrenince de her yazdığımı dikkatle takip etmeye başlamıştı.
Köşe yazarlığına başlayalı ise çok vakit olmadı. Esasen bu yolculuk sosyal medya yazarlığı ile başladı. Aldığım teklifi değerlendirdiğimde, yazı dünyasında kullanılan bu yapay zeka programlarının hiçbirinden haberdar değildim. Haber sitemin sahibi editleme hususunda bu programlardan yardım alabileceğimi söylediğinde; gereksiz tekrarları, imla ve noktalama hatalarını düzeltmesi ve hukuki sorumluluk seviyesini denetlemesi için yazılarımı yapay zekanın kontrolünden geçirmeye başladım.
Eğer bu programları yazınızın yapısını değiştirmemesi konusunda uyarmazsanız, editlemek üzere verdiğiniz metni çok başka ve oldukça "profesyonelce" yazılmış bir yazı olarak geri alabilirsiniz. Ancak emin olun, o artık sizin yazınız olmaz. Hatta bunca zaman sonra şunu da anladım ki; konuyu verip yazısını tamamen yapay zekaya yazdıran çok sayıda köşe yazarı var.
Kendinize ait bir üslubunuz varsa, editlemesi için yapay zekaya verdiğiniz metin üzerinde kimi zaman onunla mücadele ederken buluyorsunuz kendinizi. Programlar, belli kısımları kırpıp "topluluk standartlarına" uydurmak için yazınızın ilgili bölümlerini çıkarıp kendince uygun hale getirmeye çalışabiliyor. Bunu fark ettiğinizde; eğer gerçekten okunmak ve iz bırakmak gibi bir derdiniz varsa, kendi tınınızı bozmamak için uğraşıyorsunuz.
Ben beni; yüreğimi, aklımı, bakışımı yazmaya çalışıyorum. Günahıyla sevabıyla onlar benim içimden dışıma damlayanlar... Hayatı okuyuşumdan, analizlerimden, bakışımdan ve hislerimden süzülenler bunlar.Mesleğim yazarlık değil. Yapay zekaya yazı hazırlatmak; birileri benden yazmamı beklediği için bana ait olmayanları bir programa dikte ettirmek; ismini ve kalemini yapay zekaya kiralamak değil de nedir?
Ortalık, yazısının tamamını yapay zekaya yazdıran yazarlar ile doldu. Hem biliyor musunuz; bir süre sonra birbirine benzeyen, kusursuz ancak tekdüzelikten kurtulamayan bu yazıların nereden çıktığını anlamaya başlıyorsunuz. Duygusal dalgalanmalardan, kusurlardan, devrik cümlelerden, alışılmadık tabirlerden uzak; tek kalıp bir biçimle başlayıp son bulan, yazarın önceki yıllardaki ruhunu ve tınısını taşımayan yazılar...
Yazmayı yapay zekaya terk ettik velhasıl. Siz ne dersiniz? Yazarlık tarihe mi karışıyor?
Yazmak tarih olursa, bir süre sonra okumak da tarih olur mu acaba?

