Türkiyeyi önce etnik ayrıştırma, sonra mezhepçilik fitili, şimdi de yolsuzlukların üzerini algı ile örtüp özgürlüklere yada demokrasiye yönelen bir tehdit var sanrısı yaratarak karıştırmaya yönelik bir çaba var. Geciken müdahaleyi pek çok odağı halkın parası ile satın alarak ( basın, medya, bir kısım marjinal yapılar, bir partinin içerisindeki belli bir grup, ajanslar üzerinden maddi olarak kendilerine bağladıkları bir trol ordusu vs) lehine çeviren siyasi güç için kendisine her türlü hırsızlığı, arsızlığı, yüzsüzlüğü mübah kabul etmiş bir çetenin gerçekleri nasıl çarpıtabileceğine , nasıl ak’ı kara, karayı ak gösterebileceğine hep birlikte tanık oluyoruz.
Elbette bu güne kadar çok badire atlatmış Türkiyenin hafızası başarıya ulaşmayan sokak eylemleri ile dolu. Gezi bunlardan biri. Bir diğeri silahlı terör örgütünün ve dış desteğin de bulunduğu Kobani olayları. Ardında kolluk yada silahlı bir düzenli ordu bulunmayan sokak hareketleri sönümlenmeye mahkumdur. Yani demem o ki bu günlerin geçeceği aklı başında her insanın malumu. Sandık bezgini , demokrasi fukarası, oyunlardan, kumpaslardan, tiyatrodan, algıdan, satın aldığı figürlerden medet uman , kendi çevirdikleri dolaplardan başları dönmüş, şirazesi kaymış bir avuç insan ise her zamanki hezeyanları ile gerçekleri algılamaktan tamamen uzaklaşmış haldeler. Mevcut tablo yargılama süreci ilerleyip şimdilik yargının ve bazı gazetecilerin ve avukatların malumu olan kanıtlar basına yansımaya başladığında daha da değişecek.
Yargıya ve devlete güvenen aziz milletimiz, sadece kendisine yansıyan bilgilerden yola çıkarak huzuru koruma refleksi ile haleketsiz kalmayı ancak hareketsizken bile bilgi kirliliğini önlemeye çalışıp devlete güvenmeyi ve devleti ile hükümeti ile iradesine sahip çıkmayı yeğlerken ana muhalefet partisinin genel başkanının önünü çektiği diğer bir grup yakıp yıkmayı, milli firmalarımızı hedef alıp ülke ekonomisine zarar vermeyi, polisimiz ve jandarmamız ile çatışmaya girmeyi , kamu mallarına zarar vermeyi tercih etmektedir. Millette durum bu iken gözümüzü çevirdiğimiz siyasi erkde aynı devinimi göremiyoruz maalesef. Sosyal medyası üzerinden, halka hitap ettiği her platformdan olup biteni izah etmeye çalışan çok fazla siyasi figür yok. Her konuşmasında olup bitene değinip gerçekleri anlatma gayretinde olan Recep Tayyip ERDOĞAN’ın aksine milli iradenin tecellisi vekillerin büyük çoğunluğunun ağzını bıçak açmıyor. Hiç biri milletin kaygılarını gidermek, gerçekleri anlatmak derdinde değil. Ez parantez bu konuda da en yüksek perdeden gerçekleri haykıran , inisiyatif alabilen, olagelenleri İç İşleri Bakanlığı döneminden itibaren deneyimleri ve başlattığı işlemler ile anlatma gayretine giren bir Süleyman SOYLU gerçeğinden bahsetmeden geçmek konuyu öznelerinden birini atlayarak açıklamaya çalışmak olur.
Şimdi giriş paragrafımı hatırlatacağım siz değerli okurlarıma. Başağından, fidanına, çiçeğinden, tohumuna her varlık varoluş gerçeğinin gereklerini şaşırmadan, atlamadan, sırasını bozmadan yerine getirirken; ne tür bir ölü toprağı serpilmiş olmalı ki milletvekilleri kamuoyuna ülkede olup bitenleri anlatmak için ağızlarını bile açmıyor. Kendi bölgelerinde bu yönde bir çalışma başlatmıyor. İnsanlarla face to face gerçekleri, bildiklerini paylaşıp algıları yıkma gayretine girmiyor. Koca ülkenin bir Süleyman SOYLU’su mu var hırsızlığın, arsızlığın, yapılan algıların, kaç yıl önce başlatılan işlemlerin altını çizecek? Hiç mi konuşacak sözü olan, yüreği olan, vicdanı olan, fikri olan, inisiyatif alabilen, talimatsız repliksiz yol giden siyasimiz, vekilimiz kalmadı? Bu iş yürek işi değil mi? Bu iş temsil işi değil mi? Şu kahvelerde, kütüphanelerde, alışveriş merkezlerinde, restoranlarda, sosyal medyada homurdanan, bir şeyler anlatmaya çalışıp canı canına sığmayan, liderinin hatırına, ülkesi karışması diye itidalli davranan halkın sesi olmanız gerekmiyor mu? Sn. SOYLU dışındaki vekillerin sesi, sözü içine mi kaçtı? Bu sessizliği nasıl okumamız gerektiğini anlamıyoruz. Uzunca bir zaman kabinede bakanlık yapmış milletin gönlüne taht kurmuş dava arkadaşınız bu şimdilerde devrilmeye yüz tutmuş şer şebekesinin hedefi olur susarsınız! Biriniz dava şuuruyla hareket edip birlikte var olabileceğiniz idraki ile çıkıp şer sahiplerinin karşısına dikilmezsiniz. İkbalinizi sessizlikte, sivrilmemekte, hiç bir konuda inisiyatif almamakta görürsünüz. Partinizin liderine, liderinizin vefat etmiş annesine ağız dolusu küfredilir yarım ağız tepki gösterirsiniz… Ne işiniz var mecliste söyler misiniz? Evlerinizde kimsenin gözüne çakıl taşı olmadan , etliye sütlüye dokunmadan otursaydınız ya!
Söyleyecek sözü, insiyatif alacak yüreği olanlar var olsun. Onlar da olmasa yüreğimiz sükut edecek, aklımızdan geçenler gün ışığı görmeyecek.
Ve ortalığa şer saçanlar bu sözlerim size:
Bu memleketin her bir şehrinde meydanlara yığdığınız ve devlete millete düşman ettiğiniz marjinal guruplar ile kandırılmış öğrencilerden çok fazlası belki on misli bir cümle ile meydanlara dökülür. Sabır memleketin selameti içindir.
Sn. SOYLU dedi ya; sabrımızı yanlış anlıyorsunuz diye; Emin olun yanlış anlıyorsunuz. Biz bu ülkeyi çekmeye çalıştığımız tuzağın farkındayız. Şerli dillerinizden saçılan provokasyonun amacının kaostan güç devşirmek olduğunu görüyoruz.
Ancak sizin ve kandırdıklarınızın algılamakta zorlandığınız şey kaosun ne size ne kandırdıklarınıza bir faydası dokunacağıdır.
Etrafımızdaki coğrafyada Saddam’a, Kaddafi’ye, Mursi’ye diktatör deyip kardeşi ile çatışmaya giren , demokrasiyi emperyalist ülkelerden dilenen insanların üçte biri toprağın altında, üçte biri onun bunun ülkesinde vicdan dilencisi olarak bulunuyor. Geri kalan ise geçmişi özlemle anıyor.
Herkes aklını başına alsın. Bize bizden gayrısından fayda yok!!!