Medeniyet tasavvurumuzda dilin ve sözün yeri oldukça önemlidir. İnsanı merkeze alan medeniyetimiz, hem söz medeniyetidir hem de dil medeniyetidir.
“İnsan natık bir varlıktır. Natıkın nutku mantıklı olmalıdır.”
Yani konuşmacının konuşması, mantıklı esaslar üzerine olmalıdır. Natık, nutuk ve mantıkın etimolojik kök anlamları aynıdır. Aynı kökten türeyen kelimelerdir.
Yusuf Has Hacip,
“ İnsanın süsü yüzüdür, yüzün süsü gözdür. Aklın süsü dildir, dilin süsü sözdür. ”
diyerek bu kavramlar arasındaki ilişki bağını ‘altın oran’da ortaya koymuştur.
Dolayısıyla; ilime, bilime, bilgiye, hikmete, irfana ve tasavvura dayalı söz, dili taçlandırır, dil de aklı taçlandırır. Aksi halde, ne taçlanmış dilden ne de taçlanmış akıldan söz edilebilir.
Zira, “Üslubu beyan, aynıyla insandır.”
Bir kişinin kişiliği, şahsiyeti, onuru, konuşmasındaki üsluba yansır. İletişimde üslup, oldukça önemlidir.
Sadi Şirazi,
“ Yanlış üslup, doğru sözün celladıdır. ”
diyerek üslup konusunda en can alıcı hükmünü vermiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır;
“Güzel söz, kökü medeniyet havzamızdan beslenen; dili, aklı ve insanı taçlandıran bir inşa gücüdür.”
İlahi! Hamdimi sözüme sertac ettim,
Zikrini kalbime mirac ettim.
Kitabını kendime minhac ettim.
Ben yoktum sen var ettin.
Varlığını haberdar ettin.
Kalbimi aşkınla bikarar ettin.
”
diyerek sözün; nezaket, nezahet, hikmet ve irfanını ortaya koymuştur.
Söz insana benzer.
Nasıl ki insanın iyisi, kötüsü, güzeli, çirkini varsa; sözün de iyisi kötüsü, güzeli çirkini vardır.
“Güzel sözün misali güzel ağaç gibidir. Bu ağacın kökü sağlam, dalları göğe uzanmıştır. Meyvesi her zaman yenir. Mevsimi geçmez. Çirkin bir söz ise kötü bir ağaç gibidir. Köksüz ve kararsızdır. Meyvesi olmaz olsa da yenmez.”
(14/İbrahim, 24)
Burada güzel söz, güzel ağaca benzetilmiş ve güzel ağaç da kökü sağlam olan ağaç olarak tasvir edilmiştir. Dolayısıyla güzel söz de, kökü medeniyet havzamızdan beslenen sözdür.
Kötü söz ise, köksüz, meyvesi olmayan kötü ağaca benzetilmiştir. Nasıl ki köksüz ve meyvesi olmayan bir ağacın kimseye faydası yoksa, medeniyet havzamızdan beslenmeyen sözlerin topluma hiçbir faydasının olmayacağı aşikârdır.
Mehmet Görmez, “Kalbin Erbaini” adlı eserinde,
“Eğer ağızdan çıkan söz, boş ve beyhude ise sadece bir lafızdır. Henüz ‘kavl’e, ‘kelime’ye, ‘kelam’a dönüşmemiştir. Henüz beyana ve hitaba layık değildir.
Aynı şekilde eğer bu söz ‘okunan bir söz’ ise Kur’an olmuştur. Kur’an, ‘okunan söz’ demektir; ‘Kitab’ ise ‘yazılan söz’ demektir. Bizim kitabımız hem kitaptır hem de Kur’an.
Ağızdan çıkan söz başkasına verilmişse bu bir ahiddir. Ağızdan çıkan söz karşılıklı şartlara bağlanmışsa bu da bir akiddir. Ancak bu sözün hakikat terazisinde değeri yoksa lağvdır.
Lağv, Kur’an’ın en çok kullandığı kelimelerden biridir. Lağv; boş, beyhude, anlamsız ve faydasız demektir.”
Hiç kuşkusuz, güzel ve sahih bir söz, salih bir eylemi gerçekleştirir. Salih bir amel için salih bir niyet ve sahih bir düşünce ile yola revan olmak gerekir.
Güzel bakmak, güzel görmek, güzel düşünmek, güzel sözleri özenle seçerek güzel konuşmak ve hayatımızı bu güzellikler üzerine inşa etmek, hayatı anlamlı kılmanın yegâne yoludur.
Bu bağlamda, insanın özne; eşyanın ise nesne olduğu fıtri dengenin bozulmasıyla ortaya çıkan toplumsal savrulmayı ele alan “İnsan, Eşya ve Kaos: Fıtrata Uygun Hayat Mümkün mü?” başlıklı yazı da, sözün ve dilin medeniyet inşasındaki rolünü tamamlayan önemli bir perspektif sunmaktadır.
