Kriz Yok, Alarm Var
Bu memleket “laiklik elden gidiyor”, “Türkiye İran değildir”, “şeriat geliyor”, “kadınlar zorla tesettüre sokulacak” minvalindeki kışkırtıcı söylemleri çok dinledi.
Ben çocukken de vardı, gençken de vardı; bugün yine var edilmeye çalışılıyor.
Geçtiğimiz günlerde 186 akademisyenin imzasıyla yayımlanan bildiri de bu alarm dilinin güncel bir versiyonu olarak karşımıza çıktı. Kamuoyu niyeti sezmekte zorlanmadı: Yine bir ayrışma üretme, yine bir korku iklimi inşa etme çabası.
Ancak bu kez tablo farklı. Ortada yeni bir anayasal düzenleme yok. Laiklik karşıtı bir yasa yok. Devletin bu yönde ilan edilmiş bir iradesi yok. Toplumsal bir kırılma yok. Etrafımız ateş çemberiyken, Türkiye bölgesel türbülans içinde istikrarını korumaya, içeride barış ve huzur ortamı tahkim etmeye çalışırken, ülkede suni bir kriz başlığı açmanın izahı nedir?
Merkez–Çevre Dengesi ve Değişen Türkiye
Bu refleksi anlamak için biraz sosyolojiye bakmak gerekir. Şerif Mardin’in merkez-çevre teorisi, Türkiye’de uzun süre devlet merkezinin çevresel unsurları —yani dindar ve muhafazakâr toplumsal kesimleri— sistemin dışında tuttuğunu anlatır. Bugün yaşanan şey bir rejim değişimi değil; çevrenin merkeze doğru yürüyüşüdür.
Her güç dengesi değişimi bir kayıp hissi üretir. Pierre Bourdieu’nün sembolik iktidar kavramı tam da bunu açıklar. Kültürel üstünlüğünü kaybettiğini düşünen çevreler alarm dili üretir. “Tehlike geliyor” söylemi çoğu zaman reel bir tehdidin değil, aşınan ayrıcalıkların ifadesidir.
28 Şubat’tan Bugüne: Hafızanın Direnci
Türkiye bunu daha önce yaşadı. 28 Şubat Süreci yalnızca bir MGK kararı değildi; bir toplumsal mühendislik dönemiydi. Başörtüsü yasaklandı, genç kızlar eğitimden uzaklaştırıldı, kamu görevlileri fişlendi, seçilmiş irade aşağılandı.
O gün de “rejim elden gidiyor” deniyordu.
Oysa gerçekte olan şey, toplumun kendi kimliğiyle görünür olma talebiydi.
Anadolu insanı baskı gördü ama vazgeçmedi. Hürriyeti kısıtlandıkça inancı daha da kök saldı.
Hakikat Bastırılamaz
Laiklik anayasal bir ilkedir ve öyle kalacaktır. Ancak laiklik, inancı kamusal alandan tasfiye etme projesi değildir. Shmuel Eisenstadt’ın “çoğul moderniteler” yaklaşımı modernleşmenin tek tip olmadığını gösterir. Türkiye kendi tarihsel kodlarıyla modernleşmektedir.
Bugün Filistin’de yaşananlar da kimliğin askeri güçle silinemeyeceğini gösteriyor. Gazze’de teslim alınamayan şey bir toprak değil; bir anlam dünyasıdır. Hakikat bastırılabilir ama yok edilemez.
Şimdi kimsenin düzenle bir sıkıntısı yokken öküzün altında buzağı aramayın.
Bu medeniyetin ruhunu gömmeye kalksanız da topraktan fışkırır.
Korku siyaseti kısa vadede ses getirir; ama uzun vadede meşruiyet üretmez.
Bu millet artık korkutularak hizaya sokulacak bir millet değildir.
Değerleriyle kavga edenler değil, değerleriyle barışanlar kalıcı olur.
Diğerleri tarihin dipnotu olur.
