• BIST 100

    15601,63%-0,65
  • DOLAR

    44,01% -0,11
  • EURO

    51,14% -0,03
  • GRAM ALTIN

    7275,38% -0,35
  • Ç. ALTIN

    11762,06% -1,54

Sevgi KARAMAN


Yoksa Hâlâ Büyük Felaketi mi Bekliyoruz?

İnsanlık çoğu zaman büyük bir felaketin ardından harekete geçmeyi bekliyor. Oysa tarihin gösterdiği gerçek, küçük ama kararlı adımların dünyayı değiştirebileceği gerçeğidir.


İnsanlık olarak çoğu zaman harekete geçmek için büyük bir kırılma anını bekliyoruz. Her şeyi değiştirecek o son damlayı, bardağı taşıracak o büyük olayı… Oysa tam da bu bekleyiş sırasında duyarsızlığa alışıyor, hatta farkında olmadan buna alıştırılıyoruz.

Bir zamanlar anlatılan o meşhur metafor gibi: Yavaş yavaş ısıtılan suyun içinde kalan kurbağa, tehlikeyi fark edemeden kaynama noktasına doğru sürüklenir. Çünkü değişim yavaş gerçekleşir. İnsanlık da bugün benzer bir rehavetin içinde, tehlikeyi çoğu zaman fark edemeden yaşamaya devam ediyor. Oysa çoğu zaman kurtuluş için gereken şey, sadece küçük bir sıçrayıştır.

Sorunun bir başka boyutu da yanlış yorumlanan kavramlardır. Matta’da Hz. İsa’ya atfedilen “Kötüye karşı direnmeyin; sağ yanağınıza vurana diğer yanağınızı çevirin” öğüdü, çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır. Zayıfa gösterilmesi gereken sabır ve merhamet, güçlü olana karşı koşulsuz itaat şeklinde yorumlanmıştır. Böyle olunca da zalimin cesareti artmış, mazlumun uğradığı haksızlıklar ise sıradanlaşmıştır.

Tarih boyunca dünyanın farklı bölgelerinde yaşananlar bu gerçeğin acı örnekleriyle doludur. Yerli halkların sürgün edilmesi ve katliamlarla yok edilmesi… Kültürlerin, dillerin ve inançların zorla bastırılması… Toplumların ekonomik kaynaklarının acımasızca sömürülmesi…

Amerika kıtasındaki yerli halkların trajedileri, Doğu Türkistan’daki kültürel baskılar, Afrika ve Asya’daki sömürge düzenleri… Bütün bu örnekler insanlık tarihinin ortak acı sayfalarıdır.

“En küçük eylem bile eylemsizlikten daha değerlidir; insanlık bunu fark ettiğinde dünya değişmeye başlayacaktır.”

Ancak ironik olan şudur: Tüm bu süreçlerin ardından ortaya çıkan güç merkezleri, bugün kendilerini “medeniyet” ve “ahlak” söylemleriyle dünyaya yön vermeye çalışan aktörler olarak sunmaktadır.

Peki bu sırada biz ne yapıyoruz?

İnsanlar yerlerinden sürülürken, şehirler bombalanırken, çocuklar hayatını kaybederken ve insan onuru ayaklar altına alınırken… Biz hâlâ sıra bize gelene kadar sessiz kalmayı mı tercih ediyoruz?

Belki de asıl gerçek şu: Beklediğimiz o büyük ve sarsıcı tetikleyici hiçbir zaman gelmeyecek. Çünkü çoğu zaman büyük değişimleri başlatan şey devasa olaylar değil, küçük ama anlamlı hareketlerdir.

Bir kelebeğin kanat çırpışı bile bazen uzak bir coğrafyada fırtınaya dönüşebilir. İnsanlık, en küçük eylemin bile eylemsizlikten daha değerli olduğunu kavradığında, belki de birçok sorunun çözümü için ilk adım atılmış olacaktır.

Bugün dünyada yaşanan acılar bize bir şeyi hatırlatıyor: Dehşetin büyüklüğü değil, ona verilen tepkinin yokluğu asıl tehlikeyi oluşturur.

Bir çocuğun hedef alındığı tek bir saldırı bile insanlığı ayağa kaldırmaya yetecek kadar büyük bir trajedidir. Fakat zaman geçtikçe sayılar büyür, acılar çoğalır ve insanlık çoğu zaman bu gerçeklere alışır.

Asıl mesele ise tam burada başlar: İnsanlık, alışkanlıkların rehavetini kırıp en küçük iyilik ve direniş adımının bile büyük değişimlerin başlangıcı olabileceğini fark ettiğinde gerçek dönüşüm mümkün olacaktır.

Kategori: Analiz

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.