Fitil Ateşlendi: Tarih Yeniden Yazılıyor
İran’a yapılan hava saldırıları konusunda artık kimse “bölgesel gerilim” masalına sığınmasın. Yıllardır parça parça yürütülen hesaplaşma yeni bir evreye geçti. Maskeler düşüyor; vekâlet savaşları yerini daha açık bir güç mücadelesine bırakıyor.
Satranç Tahtasında Piyon Olmayacağız
Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye uzanan müdahale zinciri tesadüf değildi. Hepsi “demokrasi” ambalajıyla servis edildi. Sonra Filistin… Gazze… Batı Şeria… Bu kez yapılanlara ambalaj bile bulunamadı yazık ki. Çıplak güç, kendini gizleme zahmetine girmedi. Çünkü vahşet, soykırım, çocuklara, kadınlara, sivillere uygulanan mezalim saklanamayacak, paketlenemeyecek, yaldızlanamayacak, örtülemeyecek kadar aşikardı.
Bölgesel Kaostan Küresel Hesaba
Uluslararası düzen, artık adalet üreten değil; güç dağıtan bir mekanizma gibi işliyor. Kimin sesi yüksekse o haklı kabul ediliyor. Kimin lobisi güçlüyse onun trajedisi görünür oluyor. Diğerleri ise tüm insani değerleri sarsan istatistiklere sayılara dönüşüyor. Asıl soru: Bu filmi daha kaç kez izleyeceğiz? Aynı senaryo ile kaç ülke tarumar edildi. Bunun bir sonu olmayacak mı?
Dünyaya Türk ve Müslüman Direncini Gösterme Zamanı
Bugün Reza Pahlavi'nin " zafer yakındır " mealindeki bir konuşmasını dinledim, İranlı bir kadının ülkesine yapılan saldırılara dansla mukabele edişini izledim. Ne tür bir akıl tutulması içinde olduklarını anlamakta zorlandım. Nefsimizle birlikte akıllarımızda mı esir alınmış bilmiyorum. Bir milletin parçası , bir vatanın ferdi nasıl olur da ülkesine yapılan saldırılardan hayır umar? Bu bir filmi defalarca kez izleyip son seferinde filmin sonunun değişmesini ummak gibi bir şey sanırım . Irak özgürlükle buluştu mu? Libya refah içinde mi? Suriye istikrara kavuştu mu? Afganistan hangi güzel geleceğe sahip oldu ? Her müdahale sonrası geriye enkaz, göç, acı , kayıplar ve parçalanmış toplumlar kaldı. Kazanan küresel güç oyunları oldu; kaybeden ise her koşulda halklar.
Zafere Giden Yol: Birlik ve İrade
Bugün İran için yapılan “zafer” yorumları şunu hatırlatıyor: Başkalarının planında rol kapmaya çalışan toplumlar, oyunun sonunda senaryoyu yazan olamaz; inanın sadece figüran olursa şanslıdır.
Hiçbir büyük güç, karşılıksız risk almaz. Tarih hayalperestlere değil, realistlere alan açar.
İç birliğini kaybeden toplumlar, dış müdahaleye açık hale gelir. Parçalanmış coğrafyalarda dış güçler için alan açılmış olur ve kazançlı çıkarlar. Osmanlı sonrası kırılgan coğrafyanın hâlâ ortak bilinç üretememesi tesadüf değildir.
Ve şimdi… Cephe genişliyor. 3. Dünya savaşını başlatan direnç olacaktır. Bu güne kadarki cepheler neredeyse hep tek taraflıydı; sivillerin katledildiği saldırılardan ibaret tek cepheli savaşlar vardı. Şimdi cepheler karşılıklı olacak. Kaybeden tek taraftan değil tüm cephelerden olacak. Türkiye ve İran sıradan ülkeler değildir. Tarihsel hafızası olan, direnç geleneği bulunan iki devlettir. Fakat tarih sadece cesaretle değil; akılla, stratejiyle ve iç uyumla yazılır.
Tarih yeniden yazılıyor.
Seçim basittir: Ya dış oyunların figüranı olacağız, ya da kendi irademizle, birliğimizle, bilinçli duruşumuzla oyunun öznesi olacağız.
Bu kez seyirci değil, tarih sahnesinde söz sahibi olan biz olacağız. Hazır mısınız?
Evet gerekirse bizim yurdumuzda kıvılcım çakanın bağrında ateş yakacağız, ama önce tek yürekte atıp gerektiğinde düşmana inen tek yumrukta bir olacağız!!!
