Asıl Yıkım Parada Değil, Ahlakta
Toplumlar ekonomik krizlerle sarsılır;
ama ahlaki krizlerle çöker.
Bugün yaşadığımız sorunları yalnızca enflasyon, işsizlik ya da geçim sıkıntısıyla açıklamak kolaydır. Oysa daha derinde, daha görünmez bir kırılma var: karakter erozyonu.
Çünkü para azalınca hayat zorlaşır;
ama ahlak azalınca hayat kirlenir.
Sessiz Çürüme
Ahlaki çözülme bir anda olmaz. Yavaş ilerler.
Önce küçük tavizlerle başlar.
“Bir kereden bir şey olmaz.”
“Zaten herkes yapıyor.”
“Ben yapmazsam başkası yapacak.”
Bu cümleler bir toplumun alarm sinyalleridir.
Yalanın sıradanlaştığı, emanete riayetin zayıfladığı, kul hakkının hafife alındığı bir zeminde ekonomik iyileşme bile kalıcı huzur üretmez. Çünkü güven kaybolmuştur.
Ve güven, parayla satın alınmaz.
Ahlakın Kamusal Boyutu
Ahlak yalnızca bireysel bir mesele değildir.
Toplumsal düzenin taşıyıcı kolonudur.
Adalet duygusu zedelendiğinde,
liyakat geri plana itildiğinde,
güç sorumluluğun önüne geçtiğinde,
çürüme hızlanır.
Bir toplumda yanlış yapan utanmıyor, doğru yapan mahcup oluyorsa; orada ekonomik değil, ahlaki kriz vardır.
Ekranlar, Dil ve Çözülme
Zihinsel İşgal Dosyası’nın önceki yazılarında siyasette sert dilin ve ekranların kültürel etkisini ele almıştık. Aslında hepsi aynı zincirin halkalarıdır.
Dil sertleşirse saygı azalır.
Ekran değerleri dönüştürürse bağlılık zayıflar.
Ahlak aşınırsa toplum çözülür.
Bu bir komplo değil; sosyolojik gerçektir.
Asıl Soru
Bugün yaşadığımız yıkım gerçekten ekonomik mi?
Yoksa güvenin, sadakatin ve erdemin aşınması mı bizi içten içe çökertiyor?
Toplumlar dışarıdan işgal edilmeden önce içeriden çözülür.
Çözülme ise ahlakın zayıflamasıyla başlar.
Nitekim daha önce kaleme aldığımız “Ekranlar Üzerinden Yürütülen Kültürel Operasyon” başlıklı analizde de, medya içeriklerinin aile yapısı üzerindeki dönüştürücü etkisine dikkat çekmiştik.
Ve belki de en zor olan şudur:
Başkasını suçlamadan önce kendimize bakmak.
Çünkü ahlaki çürüme yukarıdan başlar ama aşağıda büyür.
Devam edecek…
