Menü Doğrulanmış Bilgi, Tarafsız Haber, Medya90’da!
Mustafa Altınsoy

Mustafa Altınsoy

Tarih: 11.06.2022 22:13

MÜDÜR YA DA YÖNETICI OLMAK ISTEYENLERE TAVSIYELER (4)

Facebook Twitter Linked-in

Daha önce 3 bölüm seklinde yayinladiginiz müdür  ve yöneticilere tavsiyeler adli makalemizin bugün 4. bölümünü yazdim. Konuyla ilgili önceki makalelerimi okuyan arkadaslardan almis oldugum “Hocam sizin yazdiklarinizdan istifade ederek seminerler veriyoruz.” demeleri yazmaya biraz daha tesvik etti. Önceki bölümlerde 23 madde yazmistim. Simdi, kaldigimiz yerden müdür ve yönetici olan ve olmak isteyen arkadaslarla   hasbihale devam ediyoruz.

 

24. GÜNLÜK TUTMAYA GAYRET EDIN

 

Okumaktan ve yazmaktan uzak kalmayin. Günlük en az yarim saatinizi kitap okumaya ayirin. Notlar alin. Ister bizim kusagin alisik oldugu ajandaya yazmak yöntemiyle, isterse günümüz modern araçlari veya cep telefonlari ile günlük tutmaya çalisin. Ben yavas yavas telefona dogru kaymaya basladim. Telefonla yazmak daha pratik oluyor. Bir sey akliniza geldiginde aninda not alabilir, her an her yerde akliniza geldikçe günlüklerinizi tutabilirsiniz. Daha sonra telefonunuzda tuttugunuz notlari bilgisayariniza aktarmakta fayda var. Çünkü telefonun basina her an bir sey gelirse emekleriniz bosa gitmesin.  Ama deftere yazmanin tadi bir baska oluyordu.

Günlüklerinizin biraz genis ve yorumlu olmasinda çok faydalar var. Sadece su saatte oradaydim, bu saatte buradaydim seklinde degil, olaylardan ders çikarilacak sekilde olursa daha iyi olur. Bu notlarin daha sonra hem size hem de sizden sonraki nesillere faydasi ve onlarin ileride karsilastiklari olaylari dogru yorumlamalarina katkilari olacaktir. Okumak ve yazmak ile ilgili çok seyler söylenebilir.  Ancak makalemizin ana konusu kitap okumak üzerine olmadigi için sadece okumanin önemi konusunda asagidaki ibretlik sözü aktarmak istiyorum. 

Hayatimda sadece iki gece kitap okumadim. Biri evlendigim gece, digeri de babamin öldügü gecedir.” (Fahreddin Razi)

 

25. FIRSATLARI DEGERLENDIRMEK

Makamdayken (görevdeyken) birçok devlet adami, yazar, siyasetçi ile isiniz geregi tanisma firsatiniz olacaktir.  Ilimize, ilçemize gelen devlet büyükleri, yazarlar güzel anilar, hatiralar ve anekdotlar anlatabilir. Onlarin konusmalarindan notlar alarak, daha sonra bu notlarinizi genisçe yazarak hem o sahsi topluma tanitir, hem siz tecrübe kazanir hem de gelecek nesillere güzel hatiralar birakabilirsiniz.

 

Mesela Sivas’ta iken bir vesileyle ziyarete gelen eski bakanlardan Atilla Koç, 1980’li yillarda Sivas’in Koyulhisar ilçesinde kaymakamlik yapmis; bes, on kisinin oldugu bir ev ortaminda sohbet tadinda çok güzel hatiralar anlatmisti. Kendisini uzaktan tanirdim. Ancak onu yakindan dinledikçe ne kadar çok bilgi,  birikim ve tecrübeye sahip olduguna sahit oldum. Çesitli siyasi tecrübelerini ve birikimlerini anlatti. Ben de ufak ufak notlar almistim. Siyasi ve kültürel konulardan epeyce güzel ve doyurucu ve esprili hatiralar anlatti. Orada bulunan bir arkadas ortami samimi görünce: “Sayin Bakanim, size ‘Uyuyan Bakan’ diyorlardi. Uyur muydunuz?” dedi. Atilla Bey de kendiyle barisik ve esprili bir sekilde “Tabi uyuyacagim. Bir sürü bilgili, bilgisiz ilgili, ilgisiz adamin nutuklarini dinlemek istemiyordum.” dedi.

 

Böyle protokol konusmalarina ben de çok sahit olmusumdur. Manisa’da merkeze bagli bir köyde Halk Egitimi Merkezine bagli küçük bir el sanatlari sergisinin açilisinda tam sekiz kisiyi konusmak için siraya yazmistik. Birisini konusturup digerini konusturmasan protokol krizi çikacakti. Sadece ben Il Millî Egitim Müdürü olarak konusma hakkimdan vaz geçerek konusmaci sayisini yediye düsürebildik!

 

Yine Atilla Bey, Koyulhisar Kaymakamligi sirasindaki bir hatirasini anlatti. Ilçenin bir köyünde aromasi çok güzel “Türk Yemez” isminde bir armut çesidi varmis. Bunun ismi nereden geliyor? Türk niye yemesin, diye arastirdim dedi. Sonuçta bu armudu o bölgede daha önce yasayan Ermeni köylüler gelistirmisler ve Türkler bu armudun kiymetini bilmez manasinda böyle bir isim vermisler, dedi. Bunu duyduktan sonra ben de arastirdim. Halen bir köyde bu armuttan sadece birkaç agaç kalmis. O da bize nasip olmadi. Simdi ziraatçilarin bu armut çesidini islah, asilama ve agaç sayisini artirma konusunda çalisma yapmalarinda fayda var, diye düsünüyorum.

 Daha böyle birçok yazar, devlet ve fikir adami ile ilgili hatiralar yazmistim. Yeri ve zamani gelince onlardan da bahsedip manzarayi tam yerine koymaya gayret edecegim.

 

26. PROJELER

 

Bulundugunuz görevde sizin olmanizin bir farki olmasi gerekiyor. Bir makamda, senin olmanla baskasinin olmasi arasinda hiçbir fark yoksa sizin orada olmanizin da bir anlami yok demektir. O nedenle özgün çalismalara imza atmamiz gerekiyor. Ancak bu sizi proje hastasi haline getirmesin. Yani akliniza gelen veya tavsiye edilen her alanda proje yapmak yerine özgün, anlamli projeler yapilabilir. Her bölüm için ayri ayri projeler yapilmasi daha iyi olabilir.  Meslek lisesinde ayri, imam hatipte ve diger okullarda ayri projeler olabilir. Aksi takdirde her projeye herkesi dâhil ettiginiz zaman egitimde istenilen maksat hâsil olmayabilir. Yapilan projeler çok olur ve istenilen randimanda alinmazsa egitim ögretim kadrosunun size bakislari da degisebilir, yipranabilirsiniz. Ya da sizi yipratmaya etkisizlestirmeye çalisilabilirler. Daha sonra yapilacak projeler de kâle alinmayabilir. Hatta küçük sehirlerde, (o memleketten olmasaniz bile) “Bu müdür ne yapmak istiyor? Siyasete mi soyunmak istiyor?” seklinde  asli astari olmayan dedikodular çikarabilirler.

 

Bir örnek olmasi için, Sivas’ta uyguladigimiz gayet basarili olan bir projeden bahsetmek istiyorum. Sadece ögretmenlerimize yönelik “Önce Biz Okuyoruz” projesini uygulamistik. Yani önce ögretmenler okuyacak ki ögrenciyi de yönlendirsin ve okumasini saglasin. Bu kapsamda konusu agirlikli egitim olan 10 kitap belirleyip her ay bunlardan birisini ilimizdeki bütün ögretmenlere okutmaya gayret ettik. Tabi projenin bir diger önemli yani listedeki kitaplardan o ay hangisinin okunacagina ögretmenlerin çevrimiçi ortamda düzenledigimiz bir anketle karar vermesiydi.  Belirledigimiz birinci kitap, Cengiz Aytmatov’un Ilk Ögretmenim kitabi olmustu. Okuma etkinliginin sonunda ufak bir degerlendirme testi ile dileyen ögretmenlerimizin ayin kitabiyla ilgili kazanimlarini da ölçmeye çalismistik. Hatta pek çok okula mesai sonrasi misafir olup o ayin kitabi ile ilgili dost meclisinde hasbihal de etmistik.

Projede yer alan diger kitaplardan bazilari ise hatirladigim kadariyla sunlardi: Küçük Agacin Egitimi (Forrest Carter), Maarif Davamiz (Nurettin Topçu), Kültür Temelli Egitim ( Ismail Aydogan), Hesap Günü ( Mustafa Kutlu), Cemil Meriç (Bu Ülke).

 

27. YÖNETIMDE ITIDAL

 

Çalisanlara en büyük moral bozuklugu yasatan yönetici, kolay parlayan, sagi solu belli olmayan, çalisanlarinin bir sey söylemek için “esref saatini” kolladigi yöneticilerdir. Çabuk kizan, sesini yükseltip bagirmaya baslayan, kirici ifadeler kullanan yöneticiler en büyük zarari kendi sayginliklarina verirler. Böyle bir yöneticiye, çalisanlar saygi duymaz. Ona duygularini kontrol edemeyen, yetiskin görünümlü çocuk gözüyle bakarlar. Bu davranislari gösteren yöneticiler “hakli olduklarini” düsünürler. Oysa bir yöneticiden beklenen hakli olmasi ile beraber uygun davranislar göstererek zaman içinde de hakli kalmasidir. Bu nedenle fevri davranmayin ve olumsuz durumlar karsisinda hemen tepki vermeyin.

 

Yöneticilik biraz da kabiliyet isidir. Yönetim ve organizasyon kitaplari yazanlar konulari çok güzel anlatirlar, talebe yetistirebilirler ancak isletme yönetimi, idarecilik ya da bir ticari isletmede sizin kadar basarili olamayabilirler. Yazmak baska uygulamak baska bir seydir. Hatta uygulayan, karar verenden daha kuvvetlidir derler. Siz çok önemli sorumluluk aliyor ve oldukça önemli görevler ifa ediyorsunuz. Belki yillar sonra aldiginiz riskler, verdiginiz kararlar ve attiginiz imzalardan dolayi için sorusturmalar bile geçirebilirsiniz.

Onun için astlariniza da, kendinize de deger verin. Istisareden ve isin ehli olanlara danismaktan çekinmeyin. Bu sizi hem basarili kilar, hem de en az hata yapmanizi saglar. Istisare eden pisman olmaz derler. Yapici elestiriye her zaman açik olun, hiç bir kisiyi ve meseleyi sahsilestirmeyin. Teenni ve sagduyu  ile hareket edin. Her zaman problemlerin bir sekilde çözülecegi inanciyla kendinize güvenin ama kendinizi begenmeyin.

 

“Mala mülke magrur olma, deme var mi ben gibi. 

Bir muhalif rüzgâr eser, savurur harman gibi.”

 

28. BULUNDUGUNUZ YÖRENIN ILERI GELENLERI

 

Her memleketin, yörenin mutlaka ileri gelen, hem saygin hem güzel görevler ifa eden sahislari ve sivil toplum kuruluslari vardir. Bununla beraber sizi istemeyen, sizin yerinize adayi olan, size sikintilar çikarmaya, sizle ugrasmaya, yaptiginiz her seyi elestirmeye çalisan kurumlar, dernekler ve kisiler de olacaktir. Bunlarla diyalogunuzu güzel tutmaya çalismak, yumusak iliskiler sürdürmek lazim. Biliyorsunuz; en sert cisim tastir. Onu kiliçla bölebilirsiniz ama yumusak ipek bir kadifeyi kiliç kesmez. Bu sahis ve kurumlarla ne çok yakin ne de çok uzak olmak lazim. Bunlardan herhangi birisinin size karsi olmasi çok bir sey ifade etmez. Ancak Bölgenin STK’lari, siyasileri ve etkin isimlerinden birkaçi ile diyalogunuz kötü giderse sizin aleyhinize birlesirler. Bunlarin toplamindan olumsuz bir kamuoyu olusursa önünde durulmasi zor olur. Rahatsiz olursunuz, sizde ister istemez bir panik baslar. Onlar da bunu fark etti mi sizinle daha çok ugrasmaya baslarlar.

 

Insanlara dogru bildiginizi anlatmakta, onlarla diyalog halinde olmakta fayda var. Belki de onlardan bazi konularin iç yüzünü ve daha dogrusunu da ögrenebilirsiniz.  Bir geri vitesiniz de olsun, yanlis yapmissaniz gerekirse geri vitesi de kullanirsiniz. Insanlar genellikle diyalogsuzluktan dolayi sikinti çekerler. Biliyorsunuz yürünmeyen yollarda dikenler çabuk biter.   Zaman zaman bu kurum ve sahislarla diyalog halinde olup fikir ve düsüncelerinizi onlara anlatmakta fayda var. Ama herkesle iyi geçinecegim diye kendi dogrularinizdan ve kisiliginizden taviz vermeniz de dogru olmaz. Sonuçta kader diye bir sey var. Kim kadere iman ederse kederden emin olur.

 

29. ASTLARINIZLA PERIYODIK TOPLANTILAR

 

Herkese esit mesafede olmak, özellikle konfor bölgesi olusturmamak gerekir. Konfor bölgesi hem gerçekleri görmeye engel oluyor hem de yakinindaki kisilerin anlattigi kadar biliyor ve onlarin gözüyle görmeye basliyorsun. Ayni zamanda bu durum çalisanlarla üst yönetici arasinda bir bariyer olusturuyor.

Bu nedenle astlarinizla konumu ve duruma göre günlük, haftalik veya aylik periyodik toplantilar yapmaniz faydali olacaktir. Her kademedeki çalisanlari imkân dâhilinde ziyaret edip dinlemek lazim. Astlariniza firsat verin. Görev verildigi zaman insanlarin kendini ve kabiliyetini gösterme sansi olacaktir. Olaylarin gidisatini daha yakindan görerek sizi de anlamis olarak daha akliselim hareket edecektir. Çünkü “Taç, basi akillandirir” derler.

Duyarli bir iletisim sistemi kur ve her daim ulasilabilir ol. Sadece bir tarafi dinlemek ile yetinme. Ismet Özel’in dedigi gibi; “Kim bir dünyaya kulak kesildiyse öteki dünyaya sagir.” olma.

 

Konuya birkaç makale ile daha devam edecegim insallah. Selam ve dua ile… 09 Mayis 2022


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —