Ümmetin Firavunu Ebû Cehil’i lain’in gerçek ismi Amr b. Hisâm’dir. Künyesi Ebû’l-Hakem’dir. Ebû Cehil’in babasi Hisâm b. Mugire’dir. Annesine nispetle Ibnü’l-Hanzaliye de denilmistir. Diger bir lakabi ise cehaletin babasidir. Ebû Cehil, Hz. Ömer’in (r.a.) öz dayisidir.
Daru’n-Nedve, Mekke esrafinin istisare meclisi olarak bilinirdi. Burasi her kabileden nüfuzlu kisilerin bulundugu bir meclisti. Ebû Cehil de Dar’un-Nedve üyesiydi. Bu meclise girme yasi kirk olmasina ragmen Ebû Cehil 25 veya 30 yasinda bu meclise katilmistir. Küçük yastan itibaren babasinin ve amcalarinin da etkisiyle Mekke içerisinde hatiri sayilir bir mevkiye yükselmistir.
Mekke’de her kabileden hakemler bulunurdu. Bu hakemler insanlar arasinda çikan anlasmazliklari çözüme kavustururdu. Ebû Cehil de bu hakemlerden birisiydi.
Ebû Cehil Mekke’nin sayili zenginleri arasindaydi ve bununla gurur duyardi. Samimi bir putperest degildi. O dönem müsriklerce meshur olan fal oku çekme amelinin sonuçlarina çogu zaman uymamistir. Esasinda o putlara degil putlarin kendisine sagladigi güce tapiyordu.
Mekke’nin liderleri devamli toplantilar yapmaya, Hz. Muhammed (asm) efendimize ve getirdigi mesaja karsi eylem plani hazirlamaya basladilar. Bu toplantilara eksiksiz katilan, görüsleri büyük oranda kabul gören, Hz. Peygamber’e (asm) en çok düsmanlik besleyen kisilerin basinda Ebû Cehil geliyordu.
Hz. Peygamber (asm) her Mekkelinin Müslüman olmasini çok istiyordu. Bu sebeple çok kere Ebû Cehil’i Islam dinine davet etmistir. Mugîre bin Sube ona yapilan tebligle ilgili söyle bir rivayette bulunur:
Hz. Resulullah’i ilk tanidigim günde, Ebû Cehil b. Hisâm ile beraber Mekke sokaklarinda yürüyorduk. Hz. Peygamber (asm) bize rastladi ve Ebû Cehil’e
“Ey Ebû Hakem! Allah’a ve Allah’in Resul’üne gel! Seni Allah’a davet ediyorum” dedi.
Ebû Cehil “Ey Muhammed! Sen bizim ilahlarimizla ugrasmaktan vazgeçer misin? Biz sahidlik ederiz ki sen tebligini yaptin. Allah’a yemin ederim, eger ben senin söylediklerinin hak oldugunu bilseydim sana tâbi olurdum” dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (asm)
yanimizdan ayrildi. Ebû Cehil bana yönelerek söyle dedi:
“Allah’a yemin ederim, ben onun söylediklerinin hak oldugunu biliyorum. Fakat ona tâbi olmaktan beni meneden bir sey var: Kusayogullari ‘Hicâbe (Kâbe’nin anahtarlari) bizdedir’ dediler. Biz onlara ‘peki’ dedik. Sonra ‘Sikâye (hac mevsiminde hacilara su vermek) bizim hakkimizdir’ dediler. Biz ‘peki’ dedik. Sonra “Nedve bizimdir” dediler. Biz ona da ‘peki’ dedik. Sonra ‘Livâ bizimdir’ dediler. Biz buna da ‘peki’ dedik. Sonra hacilara yemek yedirdiler. Biz de yedirdik. Onlarla yarismaya devam ettik. Simdi ise: ‘Bizden bir peygamber geldi’, diyorlar. Vallahi ben bunu kabul edemem...”
Iman edenlere engel olmak için her yolu deneyen Ebû Cehil, yoksul ve güçsüz olanlari döver, iskence ederdi. Islamiyet’i kabul edip iman eden Hz. Ammâr bin Yâsir (r.a.) ile babasi, annesi ve kardesine çok agir iskenceler uyguladi. Bu iskencelerden sonra, Hz. Ammâr’in annesi Hz. Sümeyye, babasi Hz. Yâsir ve kardesi Hz. Abdullah (r.a.ecmain) sehit oldu.
Aslen Rum olan Hz. Zinnîre (r.a) Abduddârogullarinin azatli kölesiydi. O, Mekke devrinde müsriklerin agir iskencelerine maruz kalmis fakat büyük bir sabir ve metanet göstererek imanindan asla taviz vermemistir. Islam’in azili düsmani Ebû Cehil’e karsi direnmis ve “Ebû Cehil’e meydan okuyan köle” olarak anilmistir.
Ebû Cehil'in yaptigi iskenceler yüzünden Hz. Zinnire’nin gözleri kör olmustu. Ebû Cehil, “Gördün mü? Lât ve Uzzâ senin gözünü kör etti!” dedi. Zinnîre : “Hayir! Vallahi böyle degildir. Benim gözümü böyle eden onlar degillerdir. Lât ve Uzzâ, ne yarar ne de zarar vermege asla kadir olamazlar. Onlar hiçbir seyi göremezler! Onlar, kendilerine tapanlari da, tapmayanlari da bilmezler. Benim Rabbim gözümü geri vermege, beni gördürmege de kadirdir.” dedi. Diger müsrikler de Ebû Cehil gibi söylediler ama Zinnîre onlarin da yalan söylediklerini Allah'a yemin ederek ilan etti. Bu tartismalarin oldugu günün gecesi geçip de sabah olunca Yüce Allah (c.c) Zinnîre Hatun'un gözlerini geri çevirdi. Lakin Kureys müsrikleri “Bu da, Muhammed'in sihirlerindendir!” dediler.
Ebû Talibin ölmek üzere oldugu siralarda Hz. Resulullah onun yanina geldi. O esnada Ebû Cehil ve Abdullah b. Ebî Ümeyye de orada bulunuyordu. Hz. Peygamberimiz (asm) amcasiyla konusmaya basladi ve tekrar onu Islam’a davet etti: “Ey amca! ‘Lâ ilâhe illallah’ de. Bu sözle sana sehadet ve sefaat edeyim. Bu mübarek kelimeyi söyle!”
Ebû Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye: “Ey Ebû Talib! Sen Abdulmuttalib'in dininden yüz mü çevireceksin?” diyerek onun iman etmesini engellemeye çalistilar. Hz. Peygamberimiz (asm) Ebû Talibe kelime-i tevhidi teklif ettikçe, Ebû Cehil ile Abdullah, sözlerini tekrarlayip durdular.
Ebû Talib’in onlara son sözü: “Ben, Abdulmuttalib'in milleti üzereyim.” demek oldu.
Müsrikler Hz. Muhammed’e (asm) karsi çikarken aslinda vahye karsi çikiyorlardi. Bir gün Ebû Cehil Hz. Peygamberimize hitaben “Ey Muhammed, biz seni degil, senin getirdiklerini yalanliyoruz.” diyerek gerçek düsüncesini ortaya koymustu. Bunun üzerine En’am suresi 33. ayet nazil olmustur. Ayet-i Kerime’de Rabbimiz söyle buyurur: “Onlarin sözlerinin seni üzdügünü biliyoruz. Aslinda onlar seni yalanlamiyorlar, fakat o zalimler Allah'in ayetlerini inkâr ediyorlar.”
Ebû Cehil, Hz. Peygamber’in (asm) namazindan, bir olan Allah’a secde etmesinden çok rahatsiz oluyordu. Arkadaslarina, secdeyi kastederek: “Muhammed sizlerin yaninda da yüzünü yere koyuyor mu?” diye sordu. “Evet.” dediler. “Lât ve Uzzâ’ya yemin ederim ki onu, bunu yaparken görürsem boynuna basacagim.” dedi.
Hz. Resulullah (asm) efendimiz bir gün Kâbe’de namaz kilarken Ebû Cehil’i lain onu gördü ve ahdettigi seyi yapmak için Hz. Peygamber’in yanina geldi. Fakat birdenbire ellerini kaldirarak gerisin geri döndü. Onun bu halini görenler ne oldugunu sordular. Ebû Cehil: “Muhammed’le benim aramda atesten bir hendek meydana geldi, beni siddetli bir korku kapladi ve birtakim kanatlar gördüm.” dedi.
Yine bir sabah Ebû Cehil, güçlükle tasiyabilecegi iri bir tas aldi. Oturup Hz. Peygamber’in (asm) efendimizin gelmesini bekledi. Hz. Peygamberimiz (asm) her zaman oldugu gibi, sabahleyin Kâbe’ye geldi ve namaz kilmaya basladi. O sirada Kureys müsrikleri toplanti yerlerine gelip oturmuslar, Ebû Cehil'in ne yapacagini görmek için bekliyorlardi.
Ebû Cehil’i lain tasi eline aldiktan sonra Hz. Peygamberimiz’e (asm) dogru ilerledi. Hz. Peygamberimizin (asm) yanina yaklasir yaklasmaz, yenilgiye ugramis, benzi sararmis, tas elinden düsmüs olarak geri döndü.
Bu hadise Risale-i Nur külliyati Mucizat-i Ahmediye de (asm) söyle bahsedilir: Ehl-i hadîs imamlari haber veriyorlar ki: Ebu Cehil yemin etmis ki: "Ben secdede Muhammed'i görsem, bu tasla onu vuracagim." Büyük bir tas alip gitmis. Secdede gördügü vakit kaldirip vurmakta iken, elleri yukarida kalmis. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namazi bitirdikten sonra kalkmis, Ebu Cehil'in eli çözülmüs. (Mektubat 160)
Ebu Cehilin bu halini saskinlikla gören azili müsrik arkadaslari hemen yanina geldiler ve “Ey Hakem'in babasi! Ne oldu sana?” dediler. Ebû Cehil: “Size söyledigim seyi yapmak üzere kalkip onun yanina dogru gittim. Tam bu sirada önüme bir erkek deve çikiverdi. Hayir! Vallahi, o devenin ne tepesi ve boyun kökü, ne de disleri gibisini hiçbir devede görmemisimdir. Az daha beni yutacakti.” dedi.
Hz. Peygamberimiz (asm), Kâbe’nin yaninda namaz kilarken, orada bulunan Ebû Cehil yanindakilere: Hanginiz gidip falancalarin dün kestigi devenin iskembesini alarak, secde ettigi zaman Muhammed’in sirtina koyar, dedi. Oradakilerin en bedbahti Ukbe b. Ebî Muayt kosarak onu getirdi ve Hz. Peygamberimiz (asm) secdeye vardiginda omuzlari arasina koydu. Insanlar gülmeye, gülmekten birbirlerinin üstüne yikilmaya basladilar. Hz. Peygamberimiz (asm) secdeden basini kaldiramiyordu. Nihayet birisi gidip Hz. Fatima (r.a.) annemize haber verdi. Hz. Fatima annemiz aglayarak ve kosarak gelerek efendimizin secde halinde üzerine birakilan çok agir deve iskembesini zorlukla çekip aldi.
Hz. Peygamberimiz (asm) namazini bitirince sesini yükselterek Kureysliler’e (isim sayarak): “Allahim! Ebû Cehl’i sana havale ediyorum, Utbe b. Rabîa’yi, Seybe b. Rabîa’yi, Velid b. Ukbe’yi, Ümeyye b. Halef’i ve Ukbe b. Ebî Muayt’i sana havale ediyorum.” dedi. Hz. Peygamber’in(asm), isimlerini saydigi kimselerin tamami Bedir Savasi’nda öldürüldü ve cesetleri Bedir kuyusuna atildi.”
Nebiyyi Muhterem Efendimiz (asm) için her geçen gün daha da zorlasiyordu. Mekke sokaklari nefret kusan bakislarla, agir hakaretler ve küfürlerle saldiran düsmanla doluydu. Sehrin önde gelen tüm liderleri Islam’a amansizca hücum ediyor, her biri ayri bir tuzagin, iskencenin planini uyguluyordu. Sokaklara hâkim olan zalimler, sehre gelen tüm yabancilarin önünü kesiyor, Islam ve Hz. Peygamber’i hakkinda en agir hakaretleri sayip iftiralari siraliyor, Hz. Muhammed aleyhisselâm'in degil Islam’i anlatmasina Allah’in selamini vermesine dahi firsat tanimiyorlardi. Bir yanda iftira ve hakaretlerle dolu kara propagandalar diger yanda tasli, sopali saldirilar Islam davetini iyice zorlastiriyor fakat bütün bunlar Allah’in Son Elçisi’ni yolundan alikoyamiyordu. Tüm bu zulüm ve baskilara ragmen Allah Resulü (asm) hakki haykirmaya devam ediyordu.
O günler Hz. Muhammed (asm) efendimiz dostça bir bakisa, sicak bir tebessüme hasret kaldigi zorlu günlerdi. Ebû Ubeydeler, Mus'ablar, Zübeyrler, Caferler (r.a.ecmain) ve daha nice yigitler yoktu artik. Sokaklar iyiden iyiye yabancilasmis, Allah Resulü (asm) ve yanindaki az sayida Müslüman daha bir garip ve yalniz kalmisti. Efendimizin kizi ve damadi da hicret etmis, vefat eden oglu ve onun ardindan Kureys’in yasadigi sevinç Hz. Muhammed (asm) ailesinin ve mü’min’lerin yüregini yakmisti. Bu dava zor, bu yol aci ve çilelerle doluydu. Hiç kimse bu zorlu ve kutsal yolda onun kadar aci çekmemis, dünya tarihinde hiç bir peygamberin bu denli üzerine böyle acimasizca gelen kafirler gelmemisti. Yine de Ibrahimî (as) davet sürüyor, Kâbe’nin dibinde yatan Hz. Hacer ve oglu Hz. Ismail (as) son Peygamber’in (asm) sanli direnisine sehadet ediyordu.
Düsmanlarin En Azgini Ebu Cehil.
Ümmetin firavunu Ebû Cehil, Islam davetçisinin aldigi nefesten bile rahatsiz oluyor, her an ona yeni bir darbe vurmanin hirsini tasiyordu. Ebû Cehil agir yaraliydi; basta kardesleri olmak üzere nice yakin akrabasi Hz. Muhamned’in (asm) dinine girmis, bu yolda hicret etmis, Ebû Cehil’i âleme rezil etmislerdi. Bunun acisiyla yanan ümmetin firavun’u, artik tamamiyla insanligini yitirmis, seviyesiz ve azgin bir hâle gelmisti.
Bir gün Adiy b. Hamrâ ve Ibn Asdâ adli arkadaslariyla Safâ Tepesi’nde yalniz bulunan Efendimizin yanina (asm) geldi. Yillardir yaptigi gibi en agir hakaretlerini, en galiz küfürlerini siralamaya basladi. Artik iyice çigirindan çikmis, hayvanlardan daha da asagi bu adamin kabaligina, igrenç tavirlarina dur diyebilecek, ona engel olacak bir kimse yoktu. Bunun da verdigi cesaretle iyice kuduran, zulmüne devam eden azgin ebu Cehil’i lain’e;, Efendimiz (asm) hiç bir cevap vermedi ve orayi terk ederek evine gitti. Ebû Cehil de yaptigi tüm pislikler yanina kâr kalmis bir hâlde Kâbe’ye gelmis,burada bulunanarkadaslarina katilmisti.
Insanlarin sesini dahi çikarmadigi bu aci hadise, zavalli bir cariyenin vicdanini sizlatti. O Abdullah b. Cüdan tarafindan azad edilmis, kimi kimsesi olmayan bir kadindi. Zulme mani olamamis, sesini dahi çikaramamis, çaresizce boynunu bükmüstü.
Kureys Müsriklerinin Müslümanlara karsi büyük bir savasa hazirlaniyorlardi. Orduyu toplamaya ve savasa çikartmaya azami gayret gösterenlerin en basinda Ebû Cehil bulunmaktaydi. Herkes bu savasa gitmek veya yerine birini göndermek zorundaydi. Iki veya üç gün içinde hazirliklar tamamlandi.
Ordu toparlanma ve teftis için Zahran mevkiinde konakladi. Ebû Cehil burada orduyu doyurmak için on deve kesti ve orduda bulunan bütün asker çadirlarina hayvanlarin kanindan sürdü. Bu bir savas uygulamasiydi.
Ebû Cehil uzun kuyruklu bir at üzerinde bulunuyor, siirler söyleyerek korkusuzlugunu dile getiriyor, "Beni anam bu isler için dogurdu!" diyerek övünüp duruyordu.
Hz. Abdurrahman b. Avf (r.a) Islam düsmaninin son anlarini söyle anlatiyor:
"Bedir günü, sagima soluma baktim, gördüm ki; Ensar gençlerinden, çok genç ikisinin arasindayim.
Ben ise, onlardan daha güçlü olanlar arasinda bulunmak isterdim. Onlardan biri bana:
“Amca! Sen Ebû Cehil'i tanir misin?' diye sordu. Ben de:
“Evet, tanirim. Senin onunla ne isin var onunla”. Genç:
“Haber aldim ki; o, Hz. Resulullah’a (asm) sövermis. Varligim Kudret Elinde olan Allah'a yemin ederim ki; ben onu bir görecek olursam, ikimizden, eceli gelen ölmedikçe, sahsim onun sahsindan ayrilmayacaktir!” dedi. Gencin bu sözüne sastim. Öbür genç de berikinin söyledigi gibi söyledi. Çok geçmeden, Ebû Cehil'i halkin arasinda dönüp dururken gördüm ve:
“Görüyor musunuz? Iste, sordugunuz adam!” dedim. Gençler hemen kiliçlarini siyirdilar. Ebû Cehil’e dogru segirtip gittiler ve onu kiliçtan geçirdiler. Bu kahraman gençler, Hz. Muaz b. Afra' (r.a.) ile Hz. Muaz b. Amr b. Cemuh (r.a.) idi.”
Savasin sonunda Hz. Resulullah (asm) efendimiz “Acaba Ebû Cehil ne yapiyor, kim gidip bakar?” buyurdu. Ebû Cehil'in ölüler arasinda arastirilmasini emretti. Bunun üzerine, Hz. Abdullah b. Mes'ud (r.a.), Ebû Cehil’i aramaya gitti ve onu yarali halde bulup öldürdü.
Hz. Abdullah b. Mes'ud (r.a.) bu ani söyle anlatir: “Ben onu son dakikalarini yasadigi sirada buldum ve tanidim, boynuna ayagimla bastim ve:
“Ey Allah düsmani! Allah seni zelil ve hakir kildi, degil mi? dedim. O, “Allah beni ne ile zelil ve hakir kildi? Kavminin öldürdügü adamdan, benden daha üstün kim var? Ey koyun çobancigi! Sen çetin ve erisilmesi çok güç olan bir yere çikmissin! Sen onu birak da, bana haber ver ki, bugün devran kimindir?” dedi.
“Allah’in ve Resûlullahindir.” dedim. Kendisine “Seni öldürecegim!” dedigim zaman, bana: “Efendisini öldüren ilk köle sen degilsin! Benim için en agir gelen sey, beni senin, çiftçilerin [Medinelilerin] öldürüp Mutayyibîn'den veya Ahlâftan bir adamin öldürmüs olmamasidir!” dedi.
Hz. Peygamber (asm) Bedir’de öldürülen müsrik cesetlerinin yaninda durmus ve onlara hitaben, “Allah, benim yanimdaki bir grupla size ceza verdi. Süphesiz, ben güvenilir bir kimse iken siz beni hain ilan ettiniz. Ben dogru bir kimse iken beni yalanladiniz” buyurmustur. Sonra da Ebû Cehil’e yönelerek, “Bu, Allah’a karsi Firavundan daha azgindi. Zira Firavun, ölecegini anladiginda Allah’in birligini ikrar etti. Bu ise ölecegini anladiginda Lât ve Uzzâ'ya dua etti.” buyurmustur.
(Kaynak: Siyer-i Nebi)