Ercan KUTLU

Tarih: 20.02.2026 17:23

Ekranlar Üzerinden Yürütülen Kültürel Operasyon

Facebook Twitter Linked-in

ZİHİNSEL İŞGAL DOSYASI – 2

Kültürel dönüşüm yalnızca siyaset diliyle sınırlı değil. Ekranlar üzerinden yürütülen kültürel operasyon da toplumun değer kodlarını yeniden şekillendiriyor. Bu dönüşüm tanklarla değil; dizilerle, dijital platformlarla ve gündelik hayatın içine sızan senaryolarla ilerliyor.

Bugün televizyon ve dijital içerikler yalnızca eğlence üretmiyor; aileyi yeniden tanımlıyor.

Aile: Toplumun En Kritik Eşiği

Sosyoloji literatüründe aile, yalnızca biyolojik bir birlik değil; değer üretim merkezidir. Toplumsal normlar, sorumluluk bilinci, fedakârlık, sadakat ve dayanışma ilk olarak aile içinde öğrenilir. Ancak son yıllarda ekran içeriklerine baktığımızda aile artık bir “sığınak” değil; çoğu zaman çatışmanın, ihanetin ve bireysel arzuların merkezinde konumlanıyor.

Baba figürü ya etkisiz ya baskıcı.
Anne figürü ya mağdur ya da ailesinden kopuşu özgürlük olarak sunulan bir karakter.
Genç karakterler ise sabır yerine anlık tatmini seçen profiller olarak işleniyor.

Bu temsiller bilinçli ya da bilinçsiz şekilde bir norm üretir:
Bağlılık eskidir, bireysellik modern.

Tekrarlanan her anlatı zamanla normalleşir. Normalleşen her davranış ise kültüre dönüşür.

Dijital Platformlar ve İlişkilerin Akışkanlığı

Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramı bugün ekranlarda somutlaşmış durumda. İlişkiler geçici, bağlar kırılgan, evlilikler iptal edilebilir sözleşmeler gibi sunuluyor. Sadakat dramatik bir sürpriz unsuru haline gelirken, aldatma sıradan bir hikâye öğesine dönüşüyor.

Bu içerikler yalnızca kurgu değil; algı üretimidir.

Genç bir izleyici için tekrar eden her sahne bir davranış modeline dönüşür. Rol modeller artık aile büyükleri değil; ekran karakterleridir. Böylece kültür, doğal aktarım yerine görsel maruz kalma üzerinden şekillenir.

Bu bir komplo teorisi değil; kültürel sosyolojinin temel dinamiğidir:
Maruz kalınan şey, zamanla içselleştirilir.

Eğlence mi, Değer Mühendisliği mi?

Elbette her yapım bilinçli bir “operasyon” değildir. Ancak sonuçlara bakmak zorundayız. Eğer aile yapısına dair algı zayıflıyorsa, boşanma oranları artıyorsa, kuşaklar arası bağ kopuyorsa; ekranların etkisini görmezden gelemeyiz.

Eğlence sektörü ekonomik bir güçtür. Ekonomik güç kültürel güç üretir. Kültürel güç ise değer kodlarını dönüştürür. Bu dönüşüm sessizdir; çünkü tepki üretmez. İnsanlar izlediklerini yalnızca “hikâye” olarak görürken, hikâye arka planda bir zihinsel çerçeve inşa eder.

Bugün yaşadığımız kırılma yalnızca kültürel değil; aynı zamanda ahlaki bir aşınmadır. Nitekim daha önce kaleme aldığımız “Asıl Yıkım Parada Değil, Ahlakta” başlıklı analizde de bu karakter erozyonuna dikkat çekmiştik.

Asıl Soru

Ekranlar aileyi temsil mi ediyor, yoksa yeniden mi inşa ediyor?

Ve daha önemlisi:
Biz çocuklarımızı koruduğumuzu düşünürken, onların değer dünyası ekran üzerinden şekilleniyor olabilir mi?

Toplumsal değişim önce zihinlerde başlar. Zihinlerde başlayan değişim ise en çok aile kurumunu etkiler. Çünkü aile zayıfladığında toplum çözülür; toplum çözüldüğünde devlet güç kaybeder.

Bu nedenle mesele bir dizi eleştirisi değil; bir kültür meselesidir.

Devam edecek…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —