İbni Haldun “coğrafya kaderdir” derken jeopolitik kavramının temel esaslarına işaret etmektedir. Mekânın konumu ve mekânsal bağlantılar ülkelerin kaderini belirleyen temel esastır. Bir ülkenin coğrafi konumundan kaynaklanan politik özelliklere jeopolitik denir.
Jeopolitik özellikler ise Jeostratejinin temelini oluşturur.
Bir ülkenin dünya üzerinde bulunduğu genel konumu ifade eden enlem ve boylamlara göre belirlenen koordinatları jeopolitiğin temel bir parçasını oluşturmakla birlikte jeostrajinin tespiti için tek başına belirleyici faktör değildir.
Ülkenin topografik özellikleri, dağların uzanışı ve yükseltisi, denizlere göre konumu, kıyısı olduğu boğazlar, ulaşım hatları, sahip olduğu yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, savunma özellikleri ve milletin tarihsel kökleri o ülkenin jeopolitik özelliklerinin sınırlarını çizer.
Bu coğrafi özelliklere göre ülkelerin stratejik önemi ve değeri ortaya çıkar.
Mackinder tarafından ileri sürülen Kara Hakimiyet Teorisine göre Asya kıtasının iç kesimleri kalp anlamında “heartland” olarak adlandırılmıştır.
Bu tanımlamanın temel nedeni Asya kıtasının istilalara karşı dayanıklılığından kaynaklanmaktadır.
Nitekim II. Dünya savaşında Hitler tarafından istila edilemeyen Rusya’nın en önemli kozu lojistik imkânı vermeyecek kadar kıta içinde olmasından kaynaklanıyordu.
İran ise bulunduğu konum, geniş yüzölçümü, sarp dağlarla kuşatılmış olması ve önemli bir boğaza kıyısının olması, devlet geleneği, sahip olduğu yeraltı ve yer üstü kaynakları dikkate alındığında işgal edilmesi zor bir ülkedir.
ABD’nin de savunulması kolay ve işgal edilmesi zor bir konumda bulunmasına rağmen savaşları ülkesinden uzak coğrafyalarda yapmasının temel nedeni ülkesini korumak düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
İsrail coğrafi konum itibariyle korunması son derece zor bir konumda bulunmakta olup işgal edilmesi son derece kolay bir coğrafya ’da olduğu için nükleer silah kozunu oynamakta ve ABD’yi sinsi emellerine alet etmektedir.
Körfez ülkeleri Osmanlı devletinin yüz yıl önce parçalanmasından sonra kurulan ve sınırları cetvelle çizilen kabile devletleri olduğu için işgal edilmeleri kolay ve savunulmaları zor bir konumda bulunmaktadır.
Anadolu tarih boyunca birçok işgal ve istilalara maruz kaldığı için savunulması son derece zor saldırılara açık bir konumda bulunmaktadır.
Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberine bakıldığında bir saldırı anında her yönden saldırıya uğrayacak bir askeri hazırlığın ortasında yer aldığı görülecektir.
Bir de SSCB yıkıldıktan sonra sona eren soğuk savaştan sonra Huntington tarafından ileri sürülen Medeniyetler Çatışması teorisine göre İslamiyet yeni düşman olarak tanımlanmış ve 1990 tarihinden sonra İslam ülkelerine yönelik istila saldırıları başlamıştır.
Bu tanımlara göre değerlendirme yaptığımızda İran savaşının temel hareket noktası savunulması güç ve işgali kolay olan İsrail’in güvenliğini garanti altına almaktır.
Aynı zamanda arz-ı mev’ud hedefini gerçekleştirmeye yardımcı olmak için İsrail’e lojistik yönden destek sağlamaktır.
İsrail’in bu istilacı emeline giden yolda ABD’yi savaşa çekmesinin sırrı Siyonizm’in ABD’yi etkisi altına aldığının en açık göstergesidir.
Savaşın Hürmüz boğazına sıkışmış olması karşısında Dünya’yı yardıma çağıran ABD başkanı tarihi bir hata sonucunda girdiği savaştan kurtulmak için çıkış yolu aramaktadır.
Bu şartlarda savaşı kazanmak için hiçbir çılgınlıktan çekinmeyen Siyonist zihniyet İran’ı dize getirmek için atom bombası atar mı?
Tarih Hiroşima ve Nagazaki ve Gazze’de göstermiştir ki, zalim emperyalist ve Siyonistler yumurtalarını pişirmek için dünyayı ateşe vermekten asla çekinmezler.
Fakat bu kozlarını oynamadan önce 11 Eylül benzeri büyük bir spekülasyona da imza atabilirler.
Bu amaçla belki de Mescit-i Aksayı bombalayıp suçu İran’ın üzerine atabilecekleri gibi şeytanın aklına gelmeyecek bir büyük provokasyon da yapabilirler.
Bu şartlarda Türkiye’nin pozisyonu incelendiğinde, bu coğrafyada ayakta kalmak için güçlü olmak gerektiğini anlayan bir tarih şuuru ile hareket eden bir devlet yönetimi dikkatimizi çekmektedir.
Son yıllarda yaptığı milli savunma hamleleri ile destan yazan ve savunma sanayiinde lider konuma geçen Türkiye sürü Kamikaze dronları ile gövde gösterisi yaparak İstanbul’un fethinde dönüm noktası sayılan şahi topları gibi büyük bir teknolojik yeniliğe imza atmıştır.
Dünya bundan önceki yirmi yıldan beri etrafında süren savaşlarda olduğu gibi bu savaşta da bir mermi atmadan diplomatik caydırıcı güç olarak dimdik ayakta duran Türkiye’yi hayranlıkla izlemektedir.
İslam alemi, Türk dünyası ve mazlum milletlerin hamiliğini ve liderliğini yapacak potansiyeldeki bir Türkiye özlenen lider devlettir ve adım adım bu liderliğini pekiştirmektedir.
Türkiye kendisine doğru yaklaşmakta olan kuduz köpek psikolojisindeki ahlaksız, ilkesiz, vahşi ve zalim alçakların farkında olarak yoluna emin adımlarla devam etmektedir.
Siyonizm’in Türkiye’ye karşı oynayacağı en kolay seçenek, Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine bir papaz oğlunu iktidara getirmek ve yönetimi kolayca değiştirip ülkemizi ele geçirmektir.
Bu plan Siyonizm için atom bombasından daha etkili bir yoldur.
Zira Türk milleti ve kahraman Türk ordusu ile savaşa girmek Siyonizm’in idam fermanı olacaktır ve bu ferman er geç infaz edilecektir.
Bu zaman gelene kadar milli ve manevi değerlerimize sımsıkı bağlanarak çok çalışacağız ve iç cepheyi sağlamlaştıracağız.
Çünkü içimizdeki hainler ve ajanlar İran’da olduğundan daha fazla gibi görünüyor.
Ey kahraman Türk milletinin evladı; muhtaç olduğun kudret İslam medeniyetinin temellerini oluşturan Kur’an medeniyetinde gizlidir.
Tarihteki göz kamaştırıcı başarıların, kurduğun şanlı devletler, Osmanlı ve Çanakkale ruhunun sana verdiği cesaret bu vatan gençlerini Fatihler, Yavuzlar ve Seyit onbaşılar gibi kahraman yapmaya yeter.
İyilik, merhamet ve teknoloji destanı yazmak için durmadan çalışacağız ve düşmanın bize yan bakmasına bile müsaade etmeyeceğiz.
Yalnızca yakın coğrafyamızda değil bütün Dünya’da huzur, barış, iyilik ve merhametin temsilcisi kahraman ve Müslüman Türk milleti olacaktır.
Osmanlı devletin örneğinde olduğu gibi birlikte yaşama kültürünün altın çağı ile ırkçılıktan ve bağnazlıktan uzak kardeşlik ve ümmet şuuru ile hareket edecek bir Türk devletini bütün İslam alemi ve bütün dünya dört gözle beklemektedir.
Türk milleti beklenendir ve Peygamberin (s.a.v.) izinden giden bir Türk gençliği özlenendir.
Kategori: Jeopolitik / Uluslararası Analiz